Welcome
Login:   Pass:     Register - Forgot Password - Resend Activation

Turkish Class Forums / Turkish Poetry and Literature

Turkish Poetry and Literature

Add reply to this discussion
Moderators: libralady, sonunda
1
(281 Messages in 29 pages - View all)
<<  ... 9 10 11 12 13 14 15 16 17 [18] 19 20 21 22 23 24 25 26 27 ...  >>
170.       Ayla
0 posts
 28 Feb 2007 Wed 01:56 pm

PART 44

The next morning when I got up the time was almost twelve. It was Saturday... the day of week I liked best.. I tried to nap for another half an hour; but in vain... Chinya wasn't leaving me alone. The naughty bird perched upon my pillow; and was twittering and pulling my hair. It was obvious that he (it) wanted me to pay attention to him. A friend had given this cute lovebird to me as a gift three months ago. In the evenings, when I came back from work and entered the door, he would get out of his always open cage, come and perch upon my head. And I, as soon as I had changed my clothes, I would leave him at home alone; go out for dinner and when I came back in the middle of the night I would wear my pajamas and enter my bed. Lately I was frequently thinking that I hadn't been able to reserve enough time for the poor bird and I was getting sad because of it.
I got up. I gave Chinya his feed. I shaved, took a shower and wearing a sports outfit I got out. There was a sunny but cold weather outside. The time was almost two and I still haven't eaten breakfast. I took my car from the parking lot and drived to Yusa Restaurant. In local cafes and restaurants menues, unfortunately, A Turkish style breakfast didn't have a place. Yusa was one of the very few Turkish restaurants in the city, and it acquired a special position for itself in Bishkek rightfuly, because of it's kitchen, and as much for it's wholesome atmosphere and the quality of their service.

171.       metehan2001
501 posts
 28 Feb 2007 Wed 08:04 pm

PART 45,
İçeri girdiğimde, neredeyse Manas Ãœniversitesi akademik kadrosunun tamamının orada olduğunu gördüm. Kimileri eşleriyle gelmiş; bekârlar ise gruplar hâlinde masalara dağılmıştı. Tanıdıklarıma selam vererek yanlarından geçtim ve salonun en stratejik(!) masalarından birisine oturmuş bekâr arkadaşlarımın grubuna katıldım. Bunlar, çeşitli fakültelerde görevli, Manas Ãœniversitesinin daimi kadrolarında bulunan öğretim elemanlarıydı.
Serkan, mühendisti. Akademik bir arkaplanı olmadığı hâlde Mühendislik Fakültesinin dekan yardımcılığına getirilmişti. Yaşı genç olmasına rağmen, çıkarlarını kollama konusunda oldukça uzmanlaşmıştı. Uzun boyu, iyi giyimi ve spor mersedesiyle genç kızları etkilemeye çalışır; ancak iç dünyasının kuruluğu yüzünden, çıktığı kızlardan hiçbirisi ile uzun süreli bir ilişki kurmayı beceremezdi. Zayıf bir kişiliğin üzerine giydirmeye çalıştığı güçlü, tecrübeli bir karakter görüntüsü, üzerinde bol bir elbise gibi dururdu. Son zamanlarda, onun bu yapmacık tavırlarından iyice rahatsız olmaya ve aramıza mesafe koymaya başlamıştım.

172.       Ayla
0 posts
 01 Mar 2007 Thu 09:27 am

PART 45

When I got in, I saw that almost all of the Manas University academic staff were there. Some came with their spouses; and the single ones were spreaded among the tables in groups. I greeted the ones I knew, passed by them and joined my single friends that were seated by one of the most strategic tables in the room. They were the permanent teaching staff employees of different faculties of Manas University.
Serkan was an engineer. Even though he didn't have an academic background, he was brought as an assistant dean to the Engineering Department. Even though he was young, he became quite an expert on the subject of protecting his own interests. He would try to impress young girls with his tallness, his good clothes and his sports Mercedes car; but because of the dryness of his inner world, he couldn't manage to establish a long term relationships with any of the girls he went out with. The strong and experienced character image he tried to dress upon a week personality, looked as a too large outfit on him. Lately I've been feeling rather bothered with his show-off manners and began to put a distance between us.

173.       metehan2001
501 posts
 02 Mar 2007 Fri 12:26 am

Part 46,
İsmet, İngilizce okutmanıydı. On iki yıldır bu coğrafyadaydı. Kırgızistan’daki Türklerin en eskilerinden biriydi. Çeşitli Türk liselerinde hocalık yapmış; doktorasını Kazakistan’daki bir üniversitede tamamlamış ve yaklaşık beş yıl önce de Manas Ãœniversitesi öğretim elemanı kadrosuna dahil olmuştu. Son derecede zeki bu adamı tarif edebilmek için bir tek söz vardı lügatte: garip.. Evet.. İsmet, garip bir adamdı. Mesai saatleri dışında onun ne yaptığını, nasıl vakit geçirdiğini kimse bilmiyordu. Bazen günlerce ortalıkta görünmez; aradığımda â€˜â€˜İşim var ağabey! Çok meşgulüm!’’ der; arkasından da, on dakika sonra, yanımda bitiverirdi. Bazen aklına eser, beni yemeğe davet eder; yemeğin yarısında da ‘‘Abi! Başım çok ağrıyor, benim gitmem lâzım!’’ diyerek süratle yanımdan ayrılırdı. Rusçayı anadilinden de, mesleği olan İngilizceden de daha iyi konuşurdu. Üç dili de o kadar hızlı konuşurdu ki, işitenler, her cümleyi tekrar ettirmek zorunda kalırdı. Serkan gibi o da işini kaybetmemek için her türlü fedakârlığı(!) yapmaya hazırdı. Asla risk almaz; tehlike sezdiği anda, gerçek düşÃ¼nce ve duygularını kendisine saklardı. Bu gençlerin her ikisi de ‘‘adam kullanma’’ konusunda son derece mahirdiler. Amaçlarına ulaşmak için gerekli insanların kalbini ustalıkla kazanırlar ve onların yardımıyla istediklerini mutlaka elde ederlerdi. İsmet’in Serkan’dan tek farkı, şovunu isteyerek değil, mecbur olduğunu düşÃ¼ndüğü için, ‘‘kerhen’’ yapmasıydı. Bunu bildiğimden ona kızamazdım. Ãœstelik bana karşı da olabildiğince dürüst davranmaya çalışırdı. Ne zaman ihtiyacım olsa, onu yanımda bulurdum. Ağabey – kardeş gibi olmuştuk onunla sanki. Serkan ise, hiçbir suçluluk duygusu taşımadan rolünü oynamaktaydı. Hele arkadaşlarına tasladığı bir üstünlük havası vardı ki beni tiksindiriyordu.

174.       Ayla
0 posts
 02 Mar 2007 Fri 03:57 pm

Part 46

Ismet was an English lecturer. He'd been in this area for the last twelve years. He was one of the eldest Turkish veterans in Kyrgyzstan. He had taught in different Turk highschools; completed his doctorate degree in a university in Kazahstan and approximately five years ago had been included in the teaching staff members of Manas University. There was just one word in the dictionary to describe this extremely clever man: strange. Yes, Ismet was a strange man. No one knew what he'd been doing outside workhours and how he spent his time. Sometimes he wouldn't been seen around for days; when I looked for him he would say "I have work to do bro, I'm busy"; and then, ten minutes later he would suddenly appear next to me. Sometimes he would feel like it and invite me to a meal; and in the middle of the meal saying "Brother! I have a strong headache, I have to go!", he would leave quickly. He spoke Russian better than his mother tongue and better than English, which was his profession. He spoke the three languages so fast that whoever listened had to make him repeat each sentence. Like Serkan, he too was ready to make any kind of sacrifice in order not to lose his job. He would never take a risk; at the moment he sensed danger, he would keep his real thoughts and feelings to himself. Both these two men were experts on the issue of "using people". In order to achieve their goals they would win the necessary people's hearts with expertise and with their help they would surely got what they wanted. The only difference between Ismet and Serkan was that, believing that he was doing his show not because he wanted to but because he had to, he did it "reluctantly". Because I knew that I couldn't be angry with him. Furthermore he tried to act honestly insofar as he was able to towards me. Whenever I needed I found him by my side. It was as if we became big brother- younger brother. As for Serkan, he was playing his role without carrying any guilt feelings. Above all, he had a superiority style he was aiming to his friends, which made me revolted.

175.       metehan2001
501 posts
 02 Mar 2007 Fri 09:03 pm

PART 47, (Ayla, I am going to İstanbul and will not be here for two days. Therefore, this post is a little longer.)

Masadakilerden üçüncüsü, Oktay adlı bir gençti. Turizm ve Gazetecilik Yüksekokulunda, öğretim görevlisiydi. Şu sıralar, hocalığının yanısıra doktora öğrenimini sürdürüyordu. Orta boylu, oldukça kiloluydu. Ancak sürekli gülümser gibi görünen sempatik yüzü, etrafında görünmeyen bir sempati hâlesi oluşturuyor ve özellikle genç kızların ilgisini üzerine çekiyordu. Temiz ve şık giyinen, nazik bir delikanlıydı Oktay.. Az konuşur, sorulmadıkça söz söylemezdi. Onu özellikle bu yüzden severdim. Hemen hemen her akşam, yemek için dışarı çıktığımdan, onunla sık sık kafelerde karşılaşır; birlikte otururduk. Gereksiz konuşmalarla kafamı şişirmediği için, onunla oturmayı tercih ederdim.
Masaya oturduğumda ilk konuşan, her zamanki gibi Serkan oldu. Kendisini grubun lideri olarak görüyordu ve şÃ¼phesiz, önce konuşmak onun hakkıydı(!?). Son zamanlarda kendisinden uzak durduğumun farkında değilmiş gibi, samimi bir hava takınarak sordu:
-Ooo, hocam! Hoş geldiniz! Ne var ne yok? Biz de yemeğimizi yedik.. tam kalkmak üzereydik.’’
Her zamanki ukalâ üslup!.. Sanki ben, onun için buraya gelmişim gibi.. ‘‘Aman dostum! Nolur biraz daha kalın! Siz giderseniz, ben burada yalnız başıma ne yaparım!..’’diye söylendim, içimden. Birden gerilivermiştim:
-Serkancığım! Ben, sizin burada olduğunuzu düşÃ¼nerek gelmedim zaten. İstediğiniz zaman kalkabilirsiniz. Lütfen benim için plânınızı bozmayın!..
Serkan’ın yüzü, tam bir bozgun ifade ediyordu. İsmet ve Oktay’ın yüzlerinde ise hafif bir gülümsemenin belirdiğini fark ettim. Serkan’ın bu sözleri hakettiğini biliyorlardı. Onlar karşısında sürekli bir üstünlük taslayan bu gösteriş budalasına zaman zaman bu tür dersler vermemin, her ikisini de mutlu ettiğini hissediyordum. Serkan, vaziyetini kurtarmak için bir girişimde daha bulundu:
-Yok, hocam! Vallahi bir plânımız yok... İsterseniz biraz daha oturabiliriz.
-Hayır, Serkancığım. Ben, hiç bir şey istemiyorum. Ne zaman arzu ederseniz, kalkabilirsiniz.’’ diye soğuk bir ses tonuyla cevapladım onu. Sonra da tam o esnada yanımıza gelmiş ve siparişimi beklemekte olan garson Nazira’ya dönerek isteklerimi sıraladım:

176.       Ayla
0 posts
 03 Mar 2007 Sat 07:55 am

ok, no problem metehan2001, have a nice and enjoyable journey to İstanbul

177.       Ayla
0 posts
 03 Mar 2007 Sat 06:48 pm

PART 47

The third person at the table was a young man named Oktay. He was a lecturer in the Tourism and Journalism Institution of Higher Education. Recently, in addition to teaching, he was carrying on with his doctorate studies. He was of middle height and rather overweight. Only his pleasant and continuously smiling looking face created an invisible likeable halo around him and attracted especially the attention of young girls to him. Oktay was a clean and an elegant dresser, a polite young man. He would speak little and wouldn't talk if not asked. I liked him especially for this reason. Almost every night, when I got out to eat, we would often meet at café's and sit together. Because he didn't drive me crazy with unnecessary talk, I preferred to sit with him. When I sat at the table, the first one to speak as usual was Serkan. He saw himself as the group leader and certainly to speak first was his own right (!?). As if he hasn't noticed that I had drew far from him, he asked, putting on an intimate expression:
- Ooo, my teacher! Welcome! What's up? We have already eaten our meal... we were just about to get up."

(to be continued...)

178.       Ayla
0 posts
 04 Mar 2007 Sun 06:56 pm

PART 47 (continued)

A wiseacre style as always!... As if I came here for him... "For goodness sake my friend! Please stay a little longer! If you go what would I do here all by myself!" I muttered to myself. At once I regressed:
- My dear Serkan! I didn't come here thinking that you were here anyway. You can get up whenever you like. Please don't change your plans because of me!...
Serkan's face was expressing complete defeat. As for Ismet and Oktay, I noticed that a mild smile appeared on their faces. They knew that Serkan deserved these words. I felt that they were both happy when from time to time I taught a lesson to that show-off fool, who acted as if superior towards them continuously. In order to save his situation, Serkan made another attempt:
- No, my teacher! I swear that we don't have another plan... If you like we can sit a little longer.
- No, my dear Serkan. I don't want anything. Whenever you wish you can get up" I answered to him with a cold voice tone. Then I turned to Nazira the waitress who came to us at that very moment and was waiting to take my order, and began to list my requests:

179.       metehan2001
501 posts
 06 Mar 2007 Tue 02:00 am

PART 48,
Yemeğimi beklerken, konuşmaya başladık ve sonunda daimi sohbet konumuza takılıp kaldık: Şu Manas Ãœniversitesinin hâli ne olacaktı? İki buçuk senedir, Türkiye tarafından atanmasını beklediğimiz Mütevelli Heyeti üyeleri, acaba bu sene atanabilecek miydi? Kimler, üye olacaktı? Bunlar, Türk öğretim elemanlarının zihnini meşgul eden ortak sorulardı. Bense, daha başka problemlerin çözümünü bekliyordum ve galiba bu problemlerin varlığını benden başka düşÃ¼nen de yoktu. Bana göre, temel problem, Türk Devletinin belirli bir ‘‘misyon’’ yükleyerek bu uzak coğrafyada açtığı ve büyük masraflarla yürüttüğü bu üniversite, belirlenen misyonundan tamamen uzaklaştırılmıştı. Devletimizin giriştiği ve inanılmaz maliyetlerle sürdürdüğü her teşebbüs gibi, Manas Ãœniversitesi Projesi de ‘‘insan’’ unsuruna takılarak akamete uğramıştı. Ekonomik güç ve fiziki çevre itibariyle, sadece Orta Asya coğrafyasının değil, Türkiye’deki birçok üniversitenin de önünde yer alan ve Kırgızistan Yüksek Öğretimine model olsun; Kırgızistan-Türkiye arasında kültür köprüsü oluştursun, diye kurulan bu üniversite, ‘‘Büyük Türk Ağacı’’nın parçası olduğu fikrini ‘‘Saçmalık!’’ diye niteleyen öğrenciler yetiştirmekle meşguldü. Ãœniversitenin kuruluş misyonunda ‘‘milli kimliğine, manevî değerlerine bağlı; Türk dünyası bilincine sahip; aydın düşÃ¼nceli gençler yetiştirmekten’’ söz ediliyordu. Ancak, bu misyon, Türkiye’de pek çok örneğini gördüğümüz gibi, önemli gün ve toplantılar vesilesiyle hatırlanıyor ve klişe sözlerle geçiştiriliveriyordu. Onun yerine, Türkiye’nin yüz binlerce dolarına mal olacak ‘‘Gıda laboratuvarı’’ ve ‘‘Teknopark’’ gibi projelerin gerçekleştirileceği söylentileri ağızdan ağıza dolaşıyordu. Türkiye’deki ÖSS sınavını kazanarak gelen ve Kırgız öğrencilere model olması beklenen Türk öğrencilerin bir kısmı, gece gündüz kafe ve barlarda ‘‘kız kovalıyor’’ ve bazıları bu işi, kimi hocalarla birlikte yapıyordu. Kısacası, misyon, kimsenin umurunda değildi.

180.       longinotti1
1090 posts
 06 Mar 2007 Tue 05:00 am

I only have time for about sentence, but am interested in this.

"Yemegimi beklerken, ordan burdan konus¸maya bas¸lad?k ve sonunda daimi sohbet konumuza tak?l?p kald?k"

(Waiting to eat or eating while waiting). My attempt;

While waiting to eat, from there and her conversations we started and finally our constant chatting bantering remained.

(281 Messages in 29 pages - View all)
<<  ... 9 10 11 12 13 14 15 16 17 [18] 19 20 21 22 23 24 25 26 27 ...  >>
Add reply to this discussion




Turkish Dictionary
Turkish Chat
Open mini chat
New in Forums
E-T I am more of a listner than talker
harp00n: She has never been one to listen to others, she does want she wants, a...
E-T: I am shocked I tell you, shocked.
harp00n: Sana ... şok oldum. Şok...
Question
qdemir: The ... is OK. ... translates as ... You may omit ... Ben ondan &ccedi...
Question
denizli: (sorry ...
possessive case help me..
mrdr: Hi,Could you please write whole sentence? If I know the sentence,...
Grammar Textbook
qdemir: The e-book version is now $4.99 instead of $9.99 at Amazon.com till th...
TURK-ENG. .THX...
mrdr: Hi, This is more difficult than other sentence. I try to translate. ...
TUR-ENG thank you...
mrdr: Hi,It is very difficult to protect real ... I translated in Go...
Eid
bydand: Iyi Bayramlar.
Türkçem kontrol edebilir misin lütfen?
john250: yardimin ... teşekkur ederim. Hersey anladim
Türkçem kontrol edebilir misın lütfen?
john250: yardımın ... teşekkur ederım
Göre explained
ETurgut1974: Thank you
Random Pictures of Turkey
Add thumbnails like this to your site
Most liked