|
Turkish Poetry and Literature |
|
|
|
A Story (Bir Hikaye)
|
(277 Messages in 28 pages - View all)
1 [2] 3 4 5 6 7 8 9 10 11 ... >>
| 10. |
06 Jan 2007 Sat 10:13 am |
|
Ayla, Elisa and Rena thank you for all your translation efforts for my story. You should be proud of yourselves because I think your translations are wonderfull!
I ALSO INVITE THE OTHER MEMBERS WHO WANT TO IMPROVE THEIR TRANSLATION ABILITIES.
Here is the PART 3,
Masasının önündeki sandalyelerden birisine oturdum ve gülmeye devam ederek:
-Burada birilerinin benimle meşgul olması hoşuma gidiyor belki!..” diye cevap verdim.
Sözlerimi işitince, tatlı kahkahâlarından birini attı ve:
-Ooo, Tanrım! Sizinle uğraşılmaz Fatih Bey!…’’ dedi ve sonra, bu sefer çok ciddî bir tavır takınarak, konuşmasını sürdürdü:
- Her şeye o kadar kolay cevap veriyorsunuz ki!.. Ama bakın, gerçekten, ciddî olarak söylüyorum.. Şu kontratı bir an önce imzalamanız gerek. Tamam mı?
-Tamam.. Tamam!..’’ dedim ve devam ettim:
-Sırf senin hatırın için bugün sekreterimiz Aida’nın odasına gidip o kutsal prosedürünüzü yerine getireceğim. Oldu mu?...
Tam bu esnada kapının hemen yanındaki masada oturan oldukça sade giyimli, kısa boylu, kısa saçlı, kırklarında gösteren, Kore dili hocası Tuila Huan Hanım söze karıştı:
-Eh, Luda! Nihayet, beyefendiyi ikna etmeyi başardın. Seni tebrik ediyorum!..
|
|
| 11. |
06 Jan 2007 Sat 11:15 am |
|
3rd part try:
I sat on one of the chairs in front of the table and while still laughing:
- "Maybe I like that someone here is paying attention to me" I answered.
When she heard my words she gave one of her sweet loud laughs and said:
- "Ooo, my God! You can't be picked on Mr Fatih" and then, this time assuming a serious expression, carried on with her speech:
- "You are answering everyting so easily! But look, really, I'm saying seriously. You have to sign that contract as soon as possible. Ok?"
- "Ok... Ok!" I said and continued:
|
|
| 12. |
06 Jan 2007 Sat 11:23 am |
|
very good, Ayla. Please, carry on.
|
|
| 13. |
06 Jan 2007 Sat 11:40 am |
|
3rd part continued:
-"Just for your sake I'll go today to our secretary Aida's room and will perform that sacred procedure. Agreed?
Exactly at that time, the Korean language teacher Mrs. Tuila Huan, sitting at the table next to the door, wearing rather simple clothes, short, short haired, looking at her forties, intervened in the conversation:
- Eh, Luda! At last, you've succeeded to convince his highness. I congratulate you!
|
|
| 14. |
06 Jan 2007 Sat 12:03 pm |
|
You are like a professionl translator, Ayla!. Thanks again. I will post the 4th part tomorrow, so we can go on.
|
|
| 15. |
06 Jan 2007 Sat 12:17 pm |
|
thanks metehan2001, but I'm not doing it effortlessly. I'll look for 4th part, I'm curious about what happens next.
|
|
| 16. |
06 Jan 2007 Sat 01:28 pm |
|
i also find the story so curious i'll try to take part in translating the next part again
|
|
| 17. |
06 Jan 2007 Sat 07:35 pm |
|
Thanks, friends. Here is PART 4. (sorry, a bit long!)
Bu sataşmaya karşılık vermeden duramazdım:
-Bir mesai bitiminde daha Yabancı Diller Bölümü hocalarının gündemine girdiğimi görüyorum arkadaşlar…’’ dedim. Hiçbirine cevap verme şansı tanımadan da konuşmamı sürdürdüm:
-Öyle sanıyorum ki, haftanın üç günü buradaki derslerimin bitiminden sonra, odanıza gelerek sizlere yaşattığım şu yarım saatlik mutluluk anını özlemle bekliyorsunuz!..
Pencere tarafında, masasındaki kitaplarını toplamakta olan Almanca Hocası yaşlı Maria, şişman ellerini hoplayan göbeğine bastırarak bir kahkaha attı ve bozuk İngilizcesiyle:
-Tanrım! Ne kadar da kendinizi beğenmişsiniz, Fatih Bey! Sizin gibi birisini gerçekten, şimdiye kadar tanımadım!” dedi. Ben, kendisini işaret ederek:
-Gördünüz mü Maria! Bizzat kendiniz itiraf ettiniz. Ben, eşi bulunmaz bir insanım ve varlığımla Amerikan Üniversitesi anlam kazanmış bulunuyor!’’ dedim.
|
|
| 18. |
07 Jan 2007 Sun 02:55 am |
|
Seems I am able to translate only some sentences. :-S Here they are.
Bu sataşmaya karşılık vermeden duramazdım. -> I couldn’t help answering that provocation.
Hiçbirine cevap verme şansı tanımadan da konuşmamı sürdürdüm. -> Giving them no chance to reply I continued.
Pencere tarafında, masasındaki kitaplarını toplamakta olan Almanca Hocası yaşlı Maria, şişman ellerini hoplayan göbeğine bastırarak bir kahkaha attı ve bozuk İngilizcesiyle:
-Tanrım! Ne kadar da kendinizi beğenmişsiniz, Fatih Bey! Sizin gibi birisini gerçekten, şimdiye kadar tanımadım!” dedi. ->
Maria, an aged, fat teacher of German, collecting the books from her table near the window, clasped her hands (???) and told in her broken English:
- My god! How much you like yourself, Mr. Fatih! Really I have never met anyone like you!
|
|
| 19. |
07 Jan 2007 Sun 05:35 am |
|
I'm trying the whole 4th part:
I couldn't stop myself from not answering that provocation back and said:
- I see that at the end of the efforts (?)I've entered the agenda of the Foreign Languages Department teachers' my friends..."
And without giving any of them a chance to reply I continued my speech:
- I think that for three times a week, when the classes here are over, you are waiting for these moments of half an hour of happiness I'm giving you yearningly!
At the window area, the old German teacher Maria, who was collecting her books from the table, laughed loudly while pressing her fat fingers on her jumping belly and said with her bad English:
- My God! How full of yourself you are Mr. Fatih! I've really never met anyone like you!
I, pointing at her said:
- Do you see Maria? You've personally admitted. I am a unique person and with my existence the American University is turning meaningful.
|
|
| 20. |
07 Jan 2007 Sun 09:19 am |
|
Rena and Ayla! You are great. I appreciate your efforts.
Here is 5th PART:
Ben, onlara cevap yetiştirirken, bir taraftan da Yabancı Diller Bölümü’nün en genç, ciddî tavırlı ve kısa boylu hocası Japoncacı Hakiko Tosumoto ile Farsça Hocası dostum Şahid Beyin ne zaman söze karışacaklarını merak ediyordum. Fazla beklememe gerek kalmadan Hakiko Hanım konuştu:
-Fatih Bey’i susturmanın en kolay ve kestirme yolu kendisiyle ilgilenmemektir. Lütfen onu kendi hâline terk ediniz…
Sözünü bitirir bitirmez, önünde duran öğrenci ödevlerini incelemeye koyuldu. Onun bu hâlini gören, sanki hiç konuşmamış zannederdi. Biraz da özellikle böyle davrandığını biliyordum. Çünkü kendisini hedef tahtası yapmamdan korkuyordu. Onunla uğraşmak, gerçekten, bana zevk veriyordu. Üzerine gittikçe, o kızararak bana cevap yetiştirmeye çalışırdı. Bense, gözlerine dik dik bakar, ikide bir sözünü keserdim. O, gözlerini kaçırır ve daha çok sinirlenerek cevap vermeye çalışırdı. Sırf kızdırmak için, sudan sebeplerle onun düşüncelerine karşı çıkardım. Şimdi, aradığım fırsatı, kendisi vermişti. Masasına yaklaşarak:
-Anlamadım, saygıdeğer hanımefendi… Benimle ilgili bir şey mi söylediniz?’’dedim.
|
|
|
|
|
User Statistics
|
| Online users: |
50 |
|
(19 logged in)
|
|
turquoise,
vineyards,
anvasquez,
ISKOC,
agnya,
smiley,
sonunda,
Waseem_UK,
Queent,
CARTEL,
insallah,
Nisreen,
hayder,
libralady,
yilgun-7,
tezoche,
lesluv,
polymniasideris,
karaca,
more...
|
|
|
|
|