Welcome
Login:   Pass:     Register - Forgot Password - Resend Activation

Turkish Class Forums / Turkey

Turkey

Add reply to this discussion
Moderators: libralady, sonunda
Let\"s replace some foreign words with Turkish words! I.
(24 Messages in 3 pages - View all)
1 2 [3]
20.       MarioninTurkey
6124 posts
 01 Mar 2011 Tue 02:51 pm

 

Quoting tunci

 

 

 I know what hareketli and what tasinabilir is. Our main point is "Mobile Phone" , to make the word "mobile phone " make sense in turkish  not a made up word like "cep telefonu". Cus people one day will not be carrying their mobile phones in their pockets for the health reasons.we can carry mobile phones wherever we go. So it is movable. thats what argument was initially.

 

 "Mobile phone" is only a UK term.

Americans call it a "cell phone" from the fact that the coverage is in cells.

Germans call it a "handy".

For translation, we need to look not literally word for word but what it means to the people themselves. The English thought "this phone can be moved about" so they called it mobile. The Americans "this works from cell transmitters" so they called it a cell phone. If it made sense to the first Turks that "this goes in my pocket" then cep phone is a great name (although mine is usually in my handbag

 

"Making sense" is a concept that applies to your own logic of looking at the world. But translation is about getting into the other person´s logic. Turks have a phrase which sums it up great: "learn a second language, gain a second soul"

21.       si++
3785 posts
 01 Mar 2011 Tue 02:59 pm

 

Quoting MarioninTurkey

 

 

 "Mobile phone" is only a UK term.

Americans call it a "cell phone" from the fact that the coverage is in cells.

Germans call it a "handy".

For translation, we need to look not literally word for word but what it means to the people themselves. The English thought "this phone can be moved about" so they called it mobile. The Americans "this works from cell transmitters" so they called it a cell phone. If it made sense to the first Turks that "this goes in my pocket" then cep phone is a great name (although mine is usually in my handbag

 

"Making sense" is a concept that applies to your own logic of looking at the world. But translation is about getting into the other person´s logic. Turks have a phrase which sums it up great: "learn a second language, gain a second soul"

 

"Cep telefonu" is a bit long and you can likely hear only "cep" used for it.

 

Beni "cep"ten ara. Call me from your "mobile".

"Ceb"in nerede? = Where is your "mobile"?

 

22.       tunci
7149 posts
 01 Mar 2011 Tue 03:06 pm

 

Quoting MarioninTurkey

 

 

 "Mobile phone" is only a UK term.

Americans call it a "cell phone" from the fact that the coverage is in cells.

Germans call it a "handy".

For translation, we need to look not literally word for word but what it means to the people themselves. The English thought "this phone can be moved about" so they called it mobile. The Americans "this works from cell transmitters" so they called it a cell phone. If it made sense to the first Turks that "this goes in my pocket" then cep phone is a great name (although mine is usually in my handbag

 

"Making sense" is a concept that applies to your own logic of looking at the world. But translation is about getting into the other person´s logic. Turks have a phrase which sums it up great: "learn a second language, gain a second soul"

 

Marionin put the last dot to the argument (Son noktayı koydu) !

 

23.       tunci
7149 posts
 01 Mar 2011 Tue 06:21 pm

                                  TURKÇEYE  MEKTUPLAR

Tansu Bele

                                        

Sevgili Türkçem;

Sevgili, biricik dilim: Düşüncelerim, duyarlılığım, sevgilim, bir tanem.
     Uzunca bir süredir seninle yakından yakına, derinden derine, içten içe, sarmaş dolaş görüşemez olduk. Ayrılmış değil de ayrı düşmüş gibiyiz. Uzaklaşmış sayılmayız ama aramıza sokulmuş birtakım engellerle uzaklaştırılmış gibiyiz birbirimizden...
Sana bu nedenle mektup yazmak istedim. Açıkçası senin varlığın/ “var” oluşun konusundaki duygusal inancımın saf ve dürüst içtenliğine, kalemimin aracılığıyla ulaşmayı diledim. Ben bu içtenliğe öylesine gereksinim duymaktayım ki: senin varlığını, hiç bugünkü gibi yüreğimin sonsuzluklarından çağırmamış, özlememiştim. Bil ki, artık benliğimin bütün gücüyle özlemekteyim seni: çünkü gereksinmekteyim. Varlığım, varlığına gereksinmekte... Dahası, sanırım senin de bildiğin gibi, mektup duygu ve düşünceler arası iletişim kurmanın en kestirme yolu. Ayrıca, bu iletişimin en büyük girişimi olan yazmak? Yazı edimi ya da yazında, mektup ölçüsünde hiçbir tür duygusallığın ve düşünselliğin birebir ve olağandışı sıcaklığını, erişebilirliğini bugüne dek sağlayamadı. Ne bunca şiir, ne öykü/roman/deneme ve günlüklerle, duyguların ve düşüncelerin sana olan özlemleri dindiremedi, açıklanamadı. Sana yani dile getirelemedi. İşte bu açıdan mektup, çok değerli bir aracı.

Bir de mektubun, bana göre alıcısı için olduğu ölçüde, vericisi açısından da bir başka önemi var: Şöyle ki, yazdıklarıyla gönderme yapan, bu arada kendi duygu ve düşüncelerini de tartmak sınamak olanağı bulur. Mektup da, bu iş için biçilmiş kaftandır neredeyse;sevginin ve nefretin en dolaysız, en belirgin dışavurumsal yazın türüdür. Sanırım şimdilerde mektubun, bilgisayar aracılığıyla yeniden gözde olmasının açıklaması da bu olsa gerek: Yalnız bu noktada yanıltıcı olan, mektubu gönderenin, onu ‘ salt kendine dönük ‘ bir iletişim aracı olarak kullanması, bu arada senin tepkilerini de gözardı edebilmesi...

Oysa benim sana mektup yazmak istememin nedeni, doğrudan seninle ilgili. Amacım bütünüyle sana yönelik; derdim, sıkıntım seninle, nedenimin kaynağı sende. Bu konuyu ilerde, başka mektuplarımda daha geniş biçimde deşmeyi deneyeceğim ya; şimdilik izin verirsen ilkin senden ne beklediğime, gerçekte beklentimin ne olduğuna kısaca değinmekle yetineyim. Başka türlü söylersem, sana duyduğum gereksinimimi ve özlemimi belirttim ama seni neden özlediğimi sanırım açıklamam gerekiyor.

Bir kez, ben doğdum doğalı hiç bugünkü gibi ‘dışımda’ bulmamıştım, duyumsamamıştım seni. Senin ‘ sen ‘ , yani benden ayrı gayrı ve neredeyse bir yabancı olduğunu bilmezdim. Benim için sen, ‘ben’din sevgili dilim: Ben’i doğuran da, yoğuran da, sendin. Benliğimi işleyen, aklımı eğiten, bilgimi damıtan ve çoğaltan, dışımdaki dünyayla ilgiler kurmamı sağlayan, bütün dışsal ilişkilerimi geliştiren ve sağaltarak düzelten sendin. Öyle ki, sen benim gerçek annemsin, yaşamım seninle başladı, diyebilirim. Sen, elli yıl önce yaşamımın alacalı denizinde çıktığım yolculuğun pusulası, beden-gemimin yol göstericisi oldun.

Gemimin, yani belleğimin açıldığı yaşam denizinin tarihini ve coğrafyasını, geçmişini ve geleceğini yazan güneşler, aylar, yıldızlar, bulutlar, çevrenler, akyeller, karayeller, yeni karalardı senin bütün şiirlerin, destanların, romanların, öykülerin, denemelerin... İzleklerini, yani izlediği akıntıların yol yanlışlarını / haritalarını belirmeyen şarkılarını, duygularını haykıran, seslendiren sirenlerini, senin karasularında dolaşırken duydum ben: Sirenlerinin beni çağıran seslerinin tınısı baştan çıkarıcıydı ama aldatııcı değildi. O seslerin, kimi zaman gemimi yeni bir karaya çağıran kuştan, “Çalıkuşun”ndan, kimi zamansa bir başka teknenin,”Medarı Maişet Motoru” nun güvertesinden çığlıklarını duyar, kiminde “Aganta Burina Burinata ! “ diyerek kükreyen bir deniz aslanından gümbürdediğini işitip irkilir, kimi de, “ Memleketimi seviyorum! “ , “Anlatamıyorum”, “ASU” diye diye, “Sen Beni Sev! Boğaziçi Şıngır Mıngır! Sevdim Seni Ey İnsan! “ diye diye, “Güneşle! Güneşle! “ diye diye, yolumu yordamımı aydınlatığını görür, düşerdim artlarına...

“Haritada Bir Nokta”ydım, senin noktan: Ey benim saydam perim, göz alıcı, gönül çelen renk renk kanatlarınla capcanlı , dipdiri uçuşan deniz kızım! Doğruluğuna, yalınlığına, içtenliğine öylesine tam inanır, beni kandıramadığını bilir, hiç mi hiç yabancılamazdım ki seni. Benimsin ve ‘Ben ‘sin derdim bütün gücümle.

Sevgili anadilim! Şimdi karalamakta olduğum şu satırlara bakıp da, seni artık sevmediğimi düşünme sakın, ne olur. Bunca yıldır tek denizim saydığım senden başkası var oldu mu sanki benim için? Ama nasıl desem bilmem ki, sen benim gemime yol veren tek güzel denizim: Bil ki sen artık benim için, geçmiş günlerimizdeki tanışım, saflığına, temizliğiine vurulduğum o sevgili değilsin. Yabancısın bana , gitgide yabancılaşmaktasın. Artık gitgide puslanıp bulanıklaşan sislerle, fırtınalarla çalkalanıp boğuşan sen, şimdi bir süredir kararan bir düş gibisin. Belleğim karanlık, paslı bir düşün yıkıntısal sularının boğuntusu altında bulunmakta sanki...Odysseus’un umutsuzluğundan başka sarılacağı günü, sığınacağı evi, tutacağı yolu teknesi gibi tıpkı, beden-gemim yalnızca ıssızlaşıp çoraklaşan, “gurbet” leşen dalgaların itici , ürkünç sığlığına bırakılmış, umarsızca sallanarak sürüklenmekte. Şimdi, gemimin yoluna açılan her çevren birer sanal gökyüzü perdesi. Gemimin, bu çevrenlerdeki uğradığı her kıyı, uydurma ve yapay sözden- kalelerin, sözde kulelerin, söz-kavaflarının, sürüsüne bereket özensiz ve şişirme “Kavafi”nin sömürge valilikleri. Sen : Benim her bir dalgasının köpüğü inci tanesi gibi öpülesi denizim! Şimdi bu ürkünç ve yaban elleri ve maskeleriyle kuşatılmış kıyılarda tutsak, acınası, boynu bükük bir deniz tanrıçası gibisin. Benim tanrıçam: yoluma çıkan her kıyıda zincirlere vurulmuş bir köle tanrıça gibisin. Ellerine kollarına nasıl zincirler bağlamaktalar, güzelim kanatlarına hangi boyunduruklar, ne kilitler vurmaktalar böyle? Seni o kıyıdan bu kıyıya o göz boyayıcı, görkemli, baştan çıkaran sirenleriyle çekerek sözden - yabancı kalelerin burçlarına bayrak yapan, zindanlarına kapatan gücün gizemi ne? Gerçekte, bu sirenler seni neden, nerelere çağırmakta, sürüklemekte? Neden ille de baştan çıkarıcılıklarını ve seni o yabancı “el” lere uyarlama araçlarını, benim hiç anlayamadığım, alışamayacağım bir takım “adaptasyon”; “aksiyon”, “avantaj” ve bunun gibi pek çok “el “in işi maskelerin ardını gizlemekteler? Nedir bu senin güzel yüzünün anlamlarına, kavramlarına takılan çeşit çeşit maskeler, kim bunlar ? Neden gemimin uğrağı kıyılarda karşıma artık sen; bu değişik, yabancı maskelerle süslenmiş, süslendirilmiş olarak çıkmakta, çıkarılmaktasın? Neden bir elin “capitol”da ise, öbürünün göbeğinde “center “ yazıyor? Neden, sürekli Türkçesine uydurduğun “deklarasyon”larla uğraştırmaktasın beni, dilinin has şiiri yerine? Kulaklarımı tırmalamaktasın? “Deşifre”lerinle, “assimilasyon”larınla daha çok ilgimi çekeceğini mi ummaktasın? Neden tanıtımını yaptığın her aracıda, bir yabancı “el”in damgası var? Ajandaların, “bellona”ların, “becel”lerin, “puffy “lerin, “reytig”lerinle güzelliklerine yepyeni güzellikler kattığını mı düşünüyorsun? Uzattığın parmakuçlarında yazgını değil, “destinasyon”unu okumanın anlamı nedir? Seninle yakınlaşmak, bütünleşmek iistediğimde önce “entegrasyon” diye tutturuyorsun, ardından, ben artık böyle, çağdaşça koşuyorum seninle, diye diretiyorsun bana! Yakınlaşmamızı istiyorsam, “referans”larımı göstermeliyim, “performans”ımı sergilemeliyim, “radikal”lığımı kanıt-baskı yapıyorsun, ayrıca “konjoktür”ünü açıklamam için ter ter tepiniyorsun.

Denizkkızım, tanrıçam! Benim güzeller güzeli anadilim, sevgili Türkçem! Sana neler oldu böyle, kim ne yaptı, niçin yaptılar? Nedir bu halin, sıkıntın ne, kim çıldırttı seni? İnan ki seni tanıyabilmem bile artık çok güç, çok geç... Bir zamanlar dalgalar boyu estirdiğin püfür püfür esintilerinle ayaklanan kıyılarda, asıl ve neden böylesi değiştiler, değiştirebildiler seni? O akpak , tertemiz denizkızı şarkıların, nasıl oldu da ölümcül sirenlerin seslerine dönüştü? Ölüyorsun tanrıçam, bil ki seni öldürüyorlar! Çağdaşlık, küresellik diye diye, sana binbir yüz yakıştıran, bundan da utanmaz bir övünç duyan korkunç “kolleksiyon” culara kurban gidiyorsun. Bense dayanamıyorum: Beden - gemim hâlâ senin peşinde bir o yana bir bu yana , kıyılardan kıyılara... Senin ölümünle, bende günden güne yokoluşa doğru çekile çekile, ben de öle öle... Odysseus’un, gerçek evinden, yuvasından -annesinden- uzakta, yoluna yeni yaşam umutlarını saça saça onu ölüme sürükleyen yabancıların, yabancı ve ölümcül seslerin çağrısına kapılmış teknesi gibi, beden- gemim sürükleniyor. Belleğim seni, önüne çıkan her çevrende düştüğün tutsaklıklar içinde umarsızca izleye izleye çürüyor.

İşte sana bu mektubu, bu düşüncelerle yazmaya giriştim. Seninle ancak, doğrudan iletişim kurmamı sağlayabilecek tek aracı olduğunu düşündüğüm mektubumla ulaşabileceğimi düşlediğim için... Yeniden senin o yalın, süssüz, sana hiç yakışmayan yabancı takılardan arınmış, salt benim olan beden-diline kavuşmak özlemiyle yana yana... Seni, kendi öz benliğinle kazanana dek de seninle mektuplaşmayı sürdüreceğime and içerek; benim eşsiz dilim.

-----------------------------------------------------------------------------------

KAYNAKÇA:
Çalıkuşu: Reşat Nuri Güntekin ‘ in bir yapıtının adı
Medarı Maişet Motoru : Sait Faik’in bir yapıtının adı
Aganta Burina Burinata: Halikarnas Balıkçısı Çevat Şakir Kabaağaçlı’nın bir yapıtının adı.
Memleketimi Seviyorum: Nazım Hikmet’in bir şiirinin adı.
Anlatamıyorum: Orhan Veli’ nin bir şiirinin adı
ASU: Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın bir şiirinin adı
Sen Beni Sev: Salâh Birsel’ in bir yapıtının adı
Boğaziçi Şıngır Mıngır : Salâh Birsel’in bir yapıtının adı
Sevdim Seni Ey İnsan : Salah Birsel’in bir yapıtının adı
Güneşle: Nermi Uygur’un bir yapıtının adı
Haritada Bir Nokta: Sait Faik’ in bir öyküsünün adı

SÖZLÜK (M.Nuri Karaküçük’e, değerli açıklamaları için teşekkür ederim.)
Kavaf : (Ar.) Ucuz, şişirme, özensiz işçilik
Kavafi: (Ar.) Kafiyeler, uyaklar
Adaptasyon: (Fr.) Uyarlama 
Aksiyon: (Fr) Eylem
Avantaj: (Fr.) Üstünlük aracı, yarar
Capitol : (İt.) Capitolium: Roma’ daki ünlü tepenin adı
Center: (İng. centre) Merkez, yönetimsel bölge
Deklarasyon: (Fr.) Bildirme, açıklama 
Deşifre: (Fr.) Çözülmüş, açıklanmış
Assimilasyon : (Fr.) Benzer kılmak, sindirmek
Ajanda: (Lat.) Andaç,takvim, anmalık
Bellona: (İt.) Savaş tanrıçası
Becel: ?
Puffy:?
Reting İng. Rating)Sanılan, kestirilen, orantısal sınıflandırma
Destinasyon: (İng.) Yazgı, yer
Entegrasyon : (Fr.) Bütünleşmek
ReferansFr.) Yararlılık belgesi
Performans : (İng.) Başarı gücü 
Radikal : (Fr.) Kökten
Etüd Fr.) Araştırma, inceleme
Etap: (Fr) Aşama,kademe
Konjonktür: (Fr.) Koşulların bir araya gelişi
Koleksiyon: (Fr.) Derleme
Kriter: (Fr.) Ölçüt

24.       tunci
7149 posts
 27 Mar 2011 Sun 04:02 pm

vantuz  Fr. ventouse = Çekmen

 

volkan  Fr. volcan     =   Yanardağ

voltaj  Fr. voltage     =  Gerilim

volüm  İng. volume   =  Ses düzeyi, Ses

voleybol  İng. volleyball = Uçan top


  


 


  

(24 Messages in 3 pages - View all)
1 2 [3]
Add reply to this discussion




Turkish Dictionary
Turkish Chat
Open mini chat
New in Forums
T-E
Sagredo: Rose Garden Make an effort to get into the rose garden. Because those...
TLC servers hacked, all user emails & pass...
admin: User sign in and ... are ... with security in mind. These are function...
E-T: It´s one of the things on my bu...
gokuyum: No. It doesnt make sense. You can say ... yapmak istediğim bi...
T-E
og2009: DÜNYA TOPLUMU VE FELSEFE ... okul ... felsefe ... ....
24 HOUR FLASH SALE for learning Turkish e-...
qdemir: ...
Grammar Textbook
qdemir: ...
E-T: I see you have done this before?
harp00n: Bunu ... daha önce de ... Bu konuda iyi olduğun ç...
T-E
og2009: ...
T-E
og2009: ...
coronavirus
og2009: ...
OUR FRIENDS
og2009: ...
Random Pictures of Turkey
Most liked
Meriçte Aşk... Meriçte Aşk...

Picture by DisiBayanAsk