Welcome
Login:   Pass:     Register - Forgot Password - Resend Activation

Turkish Class Forums / Turkish Poetry and Literature

Turkish Poetry and Literature

Add reply to this discussion
Moderators: libralady, sonunda
ATAOL BEHRAMOĞLU – Translations
1.       slavica
814 posts
 01 Mar 2010 Mon 02:25 am

 

Ataol Behramoğlu is a prominent Turkish poet, translator, dramaturge and columnist.

 

He was born in 1942 in Çatalca near İstanbul and graduated in Russian Language and Literature at Ankara University. In 1970 he published Halkın Dostları review with Ismet Özel. Actually, during this period Ataol Behramoğlu purified his poetry by leaving out unsophisticated certainty and juvenile didacticism. He spent part of his life in exile in Paris and Moscow. He was arrested and sentenced to hard labour as a member of the Turkish Peace Association in 1982, and subsequently went into exile in France where he studied, worked and lived until 1989, when he was acquitted in Turkey. In 1982, also, he won the International Prize of Lotus magazine. His later poems evidence a simpler, more direct style.

 

His Epic of Moustapha Suphi (1987/88) was the first play in Turkish staged at the 1989 Avignon Theatre Festival. He was the president of the Turkish Writers Syndicate between 1995-1999, and has been the literary and political critic on staff of the Cumhuriyet daily since 1995. He is the Associate professor and Chairman of the Department of Slavic Languages and Literatures at the Istanbul University. In 2003 he was awarded The Great Prize of Poetry 2003 by Turkish International P.E.N.

 

From Wikipedia

 

Being a poet himself, Ataol Behramoğlu was creating his translations as independent literary works, making them a part of Turkish literature. Beside poetry of Russian authors  (Pushkin, Lermontov, Akhmatova, Blok, Nekrasov, Yesenin, Mayakovskiy, Mandelstam, Brodsky), he was also translating  works of Federico Garcia Lorca, Agostino Neto, Jose Marti, Muhammed Ikbal.

 

 

 



Edited (3/1/2010) by slavica
Edited (3/1/2010) by slavica

2.       slavica
814 posts
 01 Mar 2010 Mon 02:32 am

Anna AKHMATOVA

BİLMİYORUM, YAŞAMAKTA MISIN, ÖLDÜN MÜ?

Bilmiyorum, yaşamakta mısın, öldün mü?
Dünyada bir yerlerde bulabilir miyim seni
Yoksa, akşamın yaslı karanlığında
Bir ölüyü mü düşünmeli..

Her şey senin için: Gün boyunca dualarım,
Uyuşturan ateşi uykusuz gecelerin;
Şiirlerimin beyaz sürüsü,
Ve mavi yangını gözlerimin..

Hiç kimse daha yakın olmadı bana,
Hiç kimse böylesine üzmedi beni,
Acıya salıp gidenler bile,
Okşayıp bırakanlar bile hatta.
   
1915

Çeviri: Ataol BEHRAMOĞLU



I don’t know if you’re alive or dead 

I don’t know if you’re alive or dead – 
Can you be found on earth, though, 
or only in twilit thoughts instead 
be mourned for, in that peaceful glow. 

All for you: the prayer daily, 
the hot sleeplessness at night, 
the white flock of poetry, 
and the blue fire of my eyes. 

No one was cherished more, 
or tormented me so, no not 
him, who betrayed me to torture, 
nor him, who caressed and forgot. 

Translated by A. S. Kline

SON KARŞILAŞMANIN ŞARKISI 

Buzdan bir el kalbimi sıkıştırıyordu sanki 
Ama bir düşte yürüyor gibiydim; 
Sağ elimin eldivenini 
Çıkarıp sol elime giydim 

Bitmez tükenmez gibi geldiler bana 
Oysa topu topu üç taneydi basamaklar 
“Benimle öl..” diye fısıldadı 
Akçaağaçların arasından sonbahar 

“Aldatıldım ben.. Üzgünüm.. 
Uçarı, kötü yazgım aldattı beni…” 
Dedim ki “Ben de, ben de öyleyim.. 
Ölürüm… Ölürüm seninle sevgili..” 

Son karşılaşmanın şarkısıydı bu 
Dönüp bir kez daha baktım karanlık eve; 
Yatak odasının penceresinde 
Mumlar, kayıtsız, sarı bir ışıkla parlıyordu… 

Çeviri: Ataol BEHRAMOĞLU 


Song of the Last Meeting 

My heart was chilled and numb, 
but my feet were light. 
I fumbled the glove for my left hand 
onto my right. 

It seemed there were many steps, 
I knew – there were only three. 
Autumn, whispering in the maples, 
kept urging: ‘Die with me! 

I’m cheated by joylessness, 
changed by a destiny untrue.’ 
I answered: ‘My dear, my dear! 

I too: I’ll die with you.’ 

The song of the last meeting. 
I see that dark house again. 
Only bedroom candles burning, 
the yellow, indifferent, flame. 

Translated by A. S. Kline





Edited (3/1/2010) by slavica
Edited (3/1/2010) by slavica
Edited (3/1/2010) by slavica

3.       slavica
814 posts
 01 Mar 2010 Mon 02:47 am

Mihail Yuryevich Lermontov

 

Hem Sıkıntı, Hem Hüzün

 

Hem sıkıntı hem hüzün ve yok el uzatacak kimse

İçinin daraldığı bu dakikalar...

İstekler!... Boşuna ve sonsuzca istemenin yararı ne?..

Ve yıllar geçmede, en güzel yıllar!

 

Sevmek... fakat kimi? Değmez emeğine bir an için,

Ve yok olanağı sonsuz bir aşkın.

Kendi ruhunda da kalmamış izi geçmişin:

Yitirmiş anlamını sevinçlerin, acıların...

 

Tutkular mı? Gönlün o tatlı ağrısı da

Mantığın sözü önünde silinip gidecektir;

Ve yaşam, çevrene soğuk bir dikkatle baktığında

Boş ve aptalca bir şakadan başka nedir...

 

1840

 

Çeviri: Ataol Behramoğlu

 

Bored And Sad

It´s boring and sad, and there´s no one around
In times of my spirit´s travail...
Desires!...What use is our vain and eternal desire?..
While years pass on by - all the best years!

To love...but love whom?.. a short love is vexing,
And permanent love´s just a myth.
Perhaps look within? - The past´s left no trace:
All trivial, joys and distress...

What good are the passions? For sooner or later
Their sweet sickness ends when reason speaks up;
And life, if surveyed with cold-blooded regard,-
Is stupid and empty - a joke...

 

Translated by Yevgeny Bonver

 

YALNIZIM GECENİN ISSIZLIĞINDA

 

Yalnızım gecenin ıssızlığında,

Taşlı bir yol ışıldar durur siste;

Çevre suskun,kulak vermiş Tanrı´ya,

Yıldızlar konuşur birbiriyle.

 

Gökyüzünde görkemli bir şölen var!

Toprak,mavi bir ışıkta dinlenir..

Kimi bekliyorum,aradığım ne?

Yüreğimi böyle daraltan nedir?

 

Beklediğim hiçbir şey yok yaşamdan,

Geçmişten de pişmanlık duymuyorum;

Özgürlük ve huzurdur aradığım!

Unutmak ve uyumak istiyorum!

 

Ama benim uyumak istediğim

O soğuk uykusu değil ölümün..

Yaşam da uykuya dalsın içimde,

Usul usul inip kalkarken göğsüm;

 

Gündüz gece,tatlı ezgileriyle

Bir ses türküsünü söylesin aşkın..

Yeşil dallarıyla ulu bir meşe

Eğilsin üstüme ve hışırdasın..

 

Çeviren:Ataol Behramoğlu

 

 


I Come Out To the Path, Alone

 

I come out to the path, alone,

Night and wildness are referred to God,

Through the mist, the road gleams with stone,

Stars are speaking in the shinning lot.

 

There is grave and wonderful in heaven;

Earth is sleeping in a pale-blue light...

Why is then my heart such pined and heavy?

Is it waiting or regretting plight?

 

I expect that nothing more goes,

And for past I do not have regret,

I wish only freedom and repose,

I would fall asleep and all forget...

 

I would like to fall asleep forever,

But without cold sleep of death:

Let my breast be full of dozing fervor

For the life, and heave in gentle breath;

 

So that enchanting voice would ready

Day and night to sing to me of love,

And the oak, evergreen and shady,

Would decline to me and rustle above.

 

Translated by Yevgeny Bonver

 

 



Edited (3/1/2010) by slavica

4.       slavica
814 posts
 01 Mar 2010 Mon 02:53 am

Alexandr Alexandrovich BLOK

 

DURGUN YILLARDA GELMİŞ OLANLAR DÜNYAYA

 

Durgun yıllarda gelmiş olanlar dünyaya

Anımsamazlar geçtikleri yolları;

Biz, Rusya"nın korkunç yıllarının çocukları -

Gücümüz yok hiçbir şeyi unutmaya.

 

Yakıp kavuran, kül eden yıllar !

Çılgınlığın mı, umudun mu kökü gizli sizde?

Savaş günlerinden, özgürlük günlerinden

Kanlı bir parıltı kaldı yüzlerde.

 

Uğultusu tehlike çanlarının

Dilsiz olmaya zorladı bizi.

Uğursuz bir boşluk kapladı

Bir zaman coşkuyla dolu yüreklerimizi.

 

Varsın, üstünde ölüm döşeğimizin

Uçuşsun bir karga sürüsü, bağırışlarla -

Tanrım, seyretsinler âlemini senin

Kimler daha lâyıksa!

 

Çeviren : Ataol BEHRAMOĞLU

 

* * *

He, who was born in stagnant year

Does not remember own way.

We, kids of Russia´s years of fear,

Remember every night and day.

 

Years that burned everything to ashes!

Do you bring madness or grace?

The war´s and freedom´s fire flashes

Left bloody light on every face.

 

We are struck dumb: the toxsin´s pressure

Has made us tightly close lips.

In living hearts, once full of pleasure,

The fateful desert now sleeps.

 

And let the crying ravens soar

Right over our death-bed,

May those who were striving more,

O God, behold Thy Kingdom´s Great!

 

From Poemhunter

 

 



Edited (3/1/2010) by slavica

5.       slavica
814 posts
 01 Mar 2010 Mon 02:58 am

Sergey YESENİN

 

 

YORULDUM YAŞAMAKTAN YURDUMDA

 

Yoruldum yaşamaktan yurdumda,

İçimde engin kırlara açılma özlemi,

Bırakıp gideceğim kulübemi,

Çekip gideceğim hırsız ve hayta.

 

Kendime bir barınak arayarak

Gideceğim günün ak pürçeklerinde.

Ve en iyi dostum beni vurmak için

Bileyecek bıçağını çizmesinde.

 

Çayırlık boyunca kıvrılan sarı yol

İlkbahara ve güneşe bürünmüşken,

Adını kalbimde taşıdığım

Kovacak beni eşikten.

 

Yeniden döneceğim baba ocağına,

Yadırgı bir sevinçle avunacağım,

Ve yeşil bir akşam, altında pencerenin

Koluyla mintanımın kendimi asacağım.

 

Çit kıyısındaki akça söğütler

Başlarını daha bir sevecen eğecekler.

Ve öylece, yıkamadan beni

Köpek uluması altında gömecekler.

 

Ve ay yüzerek durmamacasına,

Göllere küreklerini indirerek,

Ve sürdürecek yaşamasını Rusya

Avlularda ağlayarak ve hora teperek.

           

Çeviri: Ataol BEHRAMOĞLU

 

 

 * * *

I’m tired of living in my land

With  boring fields and buckwheat fragrant,

I’ll leave my home  for ever, and

Begin the life of thief and vagrant.

 

I’ll walk through silver curls of life

In search of miserable dwelling.

My dearest  friend will whet his knife

On me. The reason? There’s no telling.

 

The winding yellow road will go

Across the sunlit field of flowers,

The girl whose name I cherish so

Will turn me out of her house.

 

I will return back home to live

and see the others feeling happy,

I’ll  hang myself upon my sleeve,

On a green evening it will happen.

 

The silky  willows by  the fence

Will bend their tops low down, gently,

To dogs’  barking, by my friends,

Unwashed, I will be buried plainly.

 

The moon will float up in the sky

Dropping the oars into the water…

As ever, Russia will get by

And dance and weep in every quarter.

 

1915

 

Translated  by  Alec Vagapov

 

 



Edited (3/1/2010) by slavica

6.       elenagabriela
2040 posts
 01 Mar 2010 Mon 09:07 am

thank you slavica{#emotions_dlg.flowers} for poems translation  of Lermontov and Esenin - they are the great, always

7.       Cass
6 posts
 01 Mar 2010 Mon 10:04 am

Thank you so much for posting these translations. It´s always interesting to look at the poems that I know by heart (for the most part) from a different perspective.

8.       slavica
814 posts
 09 Mar 2010 Tue 05:19 pm

Federico Garcia LORCA

 

ÜÇ NEHİR ÜSTÜNE KÜÇÜK BALAD

 

Akar Guadalkuivir

Portakal ve zeytin bahçelerinin gölgesinde

Senin iki nehrin Granada

Düşer karlardan, vadilere

 

Ah sevda

Geri gelmez bir daha

 

Guadalkuivir kıvrımlarında

Yanar tutuşur nar çiçekleri

Akar nehirlerin Granada

Bir kanla, gözyaşıyla öteki

 

Ah sevda

Karıştı rüzgâra

 

Sevilla´da zarif

Yollar açılmıştır yelkenlilere

Senin nehirlerinde Granada

İniltilerdir yüzen sade

 

Ah sevda

Geri gelmez bir daha

 

Guadalkuivir… Çan kulesi

Ve rüzgâr, limon bahçesinde.

Dauro, Genil, ölü kilisecikler

Nehirlerin denize kavuştuğu yerde

 

Ah sevda

Karıştı rüzgâra

 

Sular taşıyıp götürürler mi

Çürüyen acının ateşlerini?

 

Ah sevda

Geri gelmez bir daha

 

Endülüs, portakal çiçeği alır

Ve zeytin dalları, denizlere

 

Ah sevda

Karıştı rüzgâra

 

Çeviri: Ataol BEHRAMOĞLU

 

 

The Little Ballad of the Three Rivers

 

The river Guadalquivir

Flows between oranges and olives

The two rivers of Granada

Descend from the snow to the wheat

 

Oh my love!

Who went and never returned

 

The river Guadalquivir

Has beards of maroon

The two rivers of Granada

One a cry the other blood

 

Oh my love!

Who vanished into thin air

 

For the sailboats

Sevilla has a course;

Through the water of Granada

Only sighs are rowing

 

Ay my love!

Who went and never returned

 

Guadalquivir, high tower

And the wind in the orange groves

Dauro and Genil1, little towers

Dead on the ponds

 

A my love!

Who vanished into thin air

 

Who will say that the water bears

A vain fire of screams

 

Oh my love

Who went and never returned

 

Carry orange blossom, carry olives,

Andalucia, to your seas

 

Ay my love

Who vanished into thin air.

 

Translated by Terry Rooney

 

 



Edited (3/9/2010) by slavica

9.       vineyards
1954 posts
 09 Mar 2010 Tue 07:35 pm

There is also Ülkü Tamer who is both a poet, writer and a translator. He made translations from the likes of Yevtushenko.

 

What do you think about Yevtushenko?

10.       alameda
3499 posts
 09 Mar 2010 Tue 09:31 pm

I am afraid I have nothing to offer here except my gratitude for all your efforts slavica.

 

Thank you for all of this....

Add reply to this discussion




Turkish Dictionary
Turkish Chat
Open mini chat
New in Forums
TLC servers hacked, all user emails & pass...
admin: We removed the user password data from the servers until the issue is ...
E-T: It´s one of the things on my bu...
gokuyum: No. It doesnt make sense. You can say ... yapmak istediğim bi...
T-E
og2009: DÜNYA TOPLUMU VE FELSEFE ... okul ... felsefe ... ....
Holidays in Turkey
: ...
24 HOUR FLASH SALE for learning Turkish e-...
qdemir: ...
Grammar Textbook
qdemir: ...
E-T: I see you have done this before?
harp00n: Bunu ... daha önce de ... Bu konuda iyi olduğun ç...
T-E
og2009: ...
T-E
og2009: ...
coronavirus
og2009: ...
OUR FRIENDS
og2009: ...
Coronavirus
harp00n: ...
Random Pictures of Turkey
Add thumbnails like this to your site
Most commented