Welcome
Login:   Pass:     Register - Forgot Password - Resend Activation

Turkish Class Forums / Turkish Poetry and Literature

Turkish Poetry and Literature

Add reply to this discussion
Moderators: libralady, sonunda
Looks like a good book \
1.       tunci
7149 posts
 26 Feb 2011 Sat 08:24 pm

Binlerce bardak çayın öyküsü

               Buy Yes, I Would Love Another Glass Of Tea: An American Woman´s Letters To Turkey

 Yes, I Would Love Another Glass Of Tea: An American Woman´s Letters To Turkey

Türkiye’ye yaptığı yüzlerce seyahatte içtiği binlerce bardak çayı unutamayan Katharine Branning, hatıralarını da ‘bir çay daha lütfen’ adlı kitabında topladı. Branning ile Teksas’ta yaşayan bir Türk ailenin evinde, çay eşliğinde konuştuk.

 

Teksas’ın en büyük şehri Houston’da bir Türk ailenin evinde, pazar kahvaltısı yapılıyor. Houston’da yaşayan Turan Kılıç, Türk ve Amerikalı misafirlerini ağırlıyor. Beyaz peynir, zeytin, poğaça, reçel ve menemenle süslenmiş klasik bir Türk kahvaltı sofrasının elbette en önemli unsuru, taze demlenmiş Rize çayı. Boşalan çay bardakları evin hanımı tarafından hemen dolduruluyor. Kahvaltının tek yabancı konuğu ise bir Amerikalı. Ohio’da doğmuş, eğitimini Fransa’da tamamlamış ancak son 30 yıldır Türkiye’yi keşfetmeye çalışan bir kütüphaneci. New York Merkez Kütüphanesi Müdür Yardımcısı Katharine Branning, Türkiye’de yıllar boyunca kendisine ikram edilen binlerce bardak çaydan sonra, Teksas’ta, Kılıç ailesinin evinde de bu ikramın devam etmesinin şaşkınlık ve mutluluğunu yaşıyor. Bu sebepten olsa gerek, çay ikramını hiç geri çevirmiyor.

Katharine Branning’i, Teksas’ın Houston şehrinde bir Türk ailesi ile buluşturan sebep, kısa süre önce piyasaya çıkan kitabı. Türkiye’de Kaynak Yayınları tarafından, ‘Bir Çay Daha Lütfen’ adıyla yayımlanan kitap, Amerikalı gezgin bir kütüphanecinin 30 yıllık Türkiye hatıralarına ve maceralarına yer veriyor. Houston’da bu yıl 4.’sü düzenlenen Türk Dünyası Festivali’nde kitaplarını imzalayan Branning, Türk çayı özlemini de Kılıç ailesinin evinde gideriyor. Aksiyon Dergisi’ne verdiği mülakatın da Türk çayı eşliğinde olması, tabloyu tamamlıyor.

OHIO – PARİS – SİVAS HATTI

Katharine Branning, klasik Amerikan yaşam tarzıyla yetişmiş bir insan. Yani, Orta Batı’da doğmuş, Miki Mause ve Hollywood filmleriyle büyümüş ve gençliğinde Türkiye’nin adını bile duymamış. Türkiye ve Türklerin onun hayatına girmesi, yükseköğrenim için gittiği Paris’te, sanat tarihi dersinde başlıyor. Bir gün yorgun ve uykulu hâliyle İslam Sanatları dersini dinlerken, hocanın tahtaya yansıttığı slayttaki bir fotoğraf dikkatini çeker. Sanat tarihi hocası tarihî bir yapıyı anlatmaktadır ama onun gözü bu eserin kapısındaki eşsiz süslemeler, kabartmalar ve mimarideki inceliklere takılmıştır. Burası neresi diye bakarken, görüntünün altındaki yazıyı okur: Gök Medrese-Sivas. Hiçbir şey anlamamıştır bu bilgiden. Sivas nedir, Gök Medrese nedir diye düşünürken, dersin sonunu zor getirir ve kendini kütüphaneye atar. Önce Sivas’ın Türkiye’nin bir şehri olduğunu öğrenir, sonra Gök Medrese’nin tarihini okumaya başlar. Sanat tarihine çok meraklı bir öğrencidir ve bu kısa araştırmadan sonra Gök Medrese’yi ziyarete gitmeyi kafasına koyar. Onun Türkiye macerasının ve aşkının fitilini de, işte bu sanat eseri ateşlemiştir.

Peki, Fransa’ya gelirken Türkiye’nin sadece adını duymuş ve hiçbir Müslüman ülkeye yolu düşmemiş bir öğrenci neden İslam Sanatları dersini seçmeli alır? Branning bu tercihini şöyle gerekçelendiriyor: “İslam sanatlarına ilgim Fransa’ya gidince başladı. Ohio’dan Fransa’ya giden bir genç kız için zaten kültür çok farklıydı; ben orada Fransız kültürü okumak yerine farklı bir katmanı tercih ettim ve İslam sanatlarını seçtim. Sanat yalın olarak öğrenilmez. Onu etkileyen yan faktörlerini de öğrenmek lazım. İslam toplumlarını, dinlerini ve tarihlerini de öğrenmek gerekir. Bunları da ders olarak aldım. Bu bana yeni pencereler açtı ve daha farklı bir bakış açısı kazandırdı.”

Gök Medrese’nin peşine düşen genç Ohio’lu, Türkiye’yi ilk, 1978’de, henüz 19 yaşındayken ziyaret eder. Sivas’a giderek, daha önce fotoğrafına hayran kaldığı Gök Medrese’yi gezer. Türkiye ilgisi bu yapıyla sınırlı kalmaz. Sonraki ziyaretler daha çok Selçuklu ve Osmanlı’dan kalma hanların ve kervansarayların keşfiyle devam eder. Her yıl devam eden ziyaretlerde, tarihî yapılara olan ilgisini bir Türkiye sevdasına dönüştürense, insanların yaklaşımları, edindiği dostluklar ve gördüğü misafirperverliktir. Ülkeye ilgisindeki değişimi, “İlk gidişim, tarihî binaları ve sanat yapılarını incelemek için oldu. Binalara ilgim, insanların samimiyeti ile daha başka bir boyut almaya başladı. Türkiye’de hayat çok ilginç ve harikalarla dolu. Küçük hadiseler, insanlarla ilişkiler ve o insanlardan gelen cömertlik gösterileri beni yavaş yavaş etkilemeye başladı.” sözleriyle anlatıyor. 

Katharine Branning’in kitabında altını çizdiği bir husus var: Turkish style yani Türk tarzı. Türkiye’ye ilk ziyareti 1980 öncesi yapan ve tamamen kapalı bir toplum yapısı ile karşılaşan yazarın, Türk tarzı ile ilgili ilginç tespitleri var: “Her zaman bazı şeyler gözden kaçar, olması gerektiği gibi olmaz ya da bazen tamamen yanlış olur. Hiçbir şey mükemmel değildir ama her şeyin yine de yolunda gittiğinden emin olabilirsiniz. Hayat kusursuz değildir, çevrenizdeki her şey de öyle. Tek kusursuz Allah’tır. Türklerin bu yaklaşımından şunu öğrendim: Kimse kusursuz olmadığına göre; alçakgönüllü olmalı ve asla mağrur olmamalıyız…” Branning, her şeyde mükemmel olma çabasındaki bir kültürden geldiğini hatırlatarak, “Bu itibarla titiz bir Batılı bakış açısı ile Türk tarzını tanımak benim için çok kolay olmadı ama onları kınama ya da küçük görme gibi bir davranış içinde bulunmamayı da çabuk öğrendim.” diyerek, Türkiye’de yaşadığı değişimi aktarıyor kitabında.

Bunlar elbette 80’li yılların Türkiye’sine ait değerlendirmeler. Bugün hâlâ Türkler mükemmeli aramıyor mu, diye sorduğumuzda ise ülkede yaşanan değişimin altını çiziyor.  Türkiye’nin teknolojik gelişimdeki hızını anlatırken, New York’ta yaşayan bir insan olarak ATM para çekme makinesini ilk kez Türkiye’de kullandığını aktarıyor. THY’nin gelişimi de değişime verdiği örneklerden. Paris’e aktarmalı uçuşu kaçırdığı için kimsenin telaşlanmadığı, uyarı olmaksızın uçuşların ertelendiği havaalanlarını kullanmış; kalkış saatini iki saat geçmesine rağmen kimsenin umursamadığı ve habire çayların söylendiği otobüs terminallerinde seyahat etmiş, beş yıldızlı otelin bahçesinde dolaşarak çiçekleri yemesine rağmen kimsenin şezlongundan kalkarak müdahale etmediği ineklere şahit olmuş bir Amerikalı olarak Türkiye’de artık hayatın çok değiştiğinin altını çiziyor.

Katharine Branning, anlattığı değişimden son derece memnun. Buna rağmen bazı korkuları var. En fazla korktuğu şey, Türklerin misafirperverlik özelliklerini kaybetmesi! Kitabında da zaten bu korkusunu açık yüreklilikle ifade ediyor. Teknolojideki gelişim ve ülkenin değişimi, bazı geleneksel özellikleri, özellikle de misafirperver yönümüzü törpüledi mi sorumuzu ise Teksas’ta bir Türk ailenin evinde kahvaltı yapıyor olmanın güveniyle cevaplıyor: “Bence bu Türklerin tabiatı hâline gelmiş. Bunun teknolojik gelişme ve büyüme ile çok fazla değişeceğine inanmıyorum.” Branning, bu özelliği kaybetmek bir yana Türklerin misafirperverlik başta olmak üzere bütün güzel kültürel özelliklerini kültür merkezleri ve okullar yoluyla dünyanın her tarafına taşımaya başladıkları tespitini de yapıyor. “Bu çalışmaları alkışlıyorum.” diyen Branning, farklı bakış açıları ve farklı kültürleri öğrenmeye dünyanın artık daha fazla ihtiyacı olduğunu vurguluyor.

Farklı kültürlere meraklı bir gezgine, elbette sadece bir ülkeye gidip gelmek yetmez. 30 yıl boyunca neredeyse her yıl ülkemize gelmesine rağmen Branning bütün dünyayı dolaşmış bir yazar. Tanıdığı ve etkilendiği birçok kültür olmuş. Mesela Japon kültüründe her şeyin çok hassas ve düzen içinde âdeta bir sanat eseri gibi yapılmasından etkilenmiş. Fransa’daki felsefi derinlikten etkilenmiş. Bütün bunların yanında Türk kültürünün ise kendi karakterini besleyen yönünü keşfettiğini belirtiyor. Bu sebepten, gidip gördüğü ve tanıdığı onca ülkeye rağmen, sadece Türkiye ve Türkler hakkında bir kitap yazmayı tercih etmiş.

Anadolu’da en ücra köşelere kadar giderek neredeyse bütün tarihî yapıları ziyaret eden Branning, bu yapıların yıllar önceki metruk ve bakımsız hâllerini iyi bildiği gibi, bugünkü restore edilmiş durumlarının da yakın tanığı. O bakımdan iki durumu karşılaştırma imkânına sahip. Zaten kitabı okuduğunuzda, bir zamanlar Anadolu coğrafyasındaki han ve kervansarayların terk edilmişliklerinden etkilenmemek mümkün değil. Yazar, bu durumun kendini ne kadar üzdüğünü belirtiyor. Tesellisi ise yeni dönemde bu yapıların büyük bölümünün restore edilerek, tekrar yaşayan mekânlar hâline getirilmesi. Restorasyonları, ‘geçmiş dönemlerin anlayışının yeni nesillere aktarılması adına güzel bir çalışma’ olduğunu belirterek, “Bir bina çökmediği sürece onu eski hâline yakın şekle getirebilirsiniz ama bina yıkılmışsa o dönemin hayat tarzı ve kültür birikimi de çökmüş oluyor. Restore edilirse çocuklarınıza, Selçukluların nasıl bir kültür hayatı olduğunu, Mevlana’nın nasıl yaşadığını daha iyi anlatabilirsiniz.” diyor. Yazar, Türkiye’deki han ve kervansaraylarla ilgili bilgi birikimi ve görsel malzemeyi de halen www.turkishhan.org adlı internet sitesinde sergiliyor. Sitede hanlarla ilgili geniş bilginin yanı sıra, hem önceki hâlleri hem de restore edildikten sonraki durumlarının fotoğrafları yer alıyor. İnternet sayfasına birçok Türk’ün mesaj attığını belirterek, “İnsanlar sitemi gördükten sonra daha önce hiç gitmedikleri tarihî yapıları ziyaret ettiklerini belirtiyor. Çabalarımın işe yaradığını görmek beni mutlu ediyor.” diyor.

Türkiye üzerine bu kadar çalışan, gezen ve araştıran bir yabancının, elbette ilginç toplumsal tespitleri de oluyor. Mesela o, Türkiye’de iki tip insan olduğunu düşünüyor. Bunlardan birincisi İstanbul’da yaşayan, dünyaya sadece kendi penceresinden bakan ve kendilerini dünyanın merkezinde görenler. Yazar bu grubu Amerika’daki New Yorklulara benzetiyor. İkinci grup ise geriye kalan, ülkesini daha iyi tanıyan Anadolu insanları. Branning, İstanbul’da tanıdığı ve birinci gruba dâhil birçok arkadaşının Antalya tatilleri haricinde Anadolu’ya hiç gitmediklerini ve ülkeyi tanımadıklarını söylüyor.

Sırası gelmişken, Katharine Hanım’a Türkiye’nin mutlaka görülmesi gereken yerlerini soruyoruz. Bu konuda zorlansa da, önce Konya ve Kayseri’yi sayıyor. “Her Türk, Selçuklu tarihinden izler taşıyan bu iki şehri mutlaka görmeli.” diyor. Onun devamında ise özellikle ülkedeki dinî ve kültürel çeşitliliği anlayabilmek için Hatay, Mardin ve Şanlıurfa’nın görülmesi gerektiğini belirtiyor. Osmanlı şehirleri olarak görülmesi gereken yerler ise Edirne ve Bursa. Osmanlı’yı ve Türkiye’nin derin tarihini anlayabilmek için Edirne ve Bursa’yı çok önemsiyor. 

Peki, ülkemizi bu kadar yakından bilen bir gezginin görmediği, bilmediği bir yer var mı? Bu soruya cevabı çok net: Türkiye’de görmediği yer kalmamış. Bu sebeple artık ziyaretlerini gezmekten ziyade, Türkiye’ye katkıda bulunmak için yapmak ve proje bazında çalışmak istediğini ifade ediyor. Diğer bir hedefi de Türkçeyi daha iyi öğrenmek. Katharine Branning ya da kendine yakıştırdığı Türkçe ismiyle Kadriye Hanım, kitabının İngilizce baskısı ile yabancılara ülkemizi tanıtırken, Türklere de kendi ülkesinin güzellik ve zenginliklerini bir kez daha hatırlatarak Türkiye’ye en güzel katkıyı yapıyor.

 

İngiliz sefirenin mektupları

Lady Mary, 19. yüzyılda İstanbul’da görev yapmış bir İngiliz sefirinin eşi. Türkiye’de kaldığı yaklaşık 2 yıl boyunca yaşadıklarını kaleme alan Fransız sefirenin mektupları daha sonra kitap hâline getirilmiş. Katharine Branning, bu mektuplardan çok etkilenen ve Türkiye üzerine kaleme aldığı her izlenimde Lady Mary’e gönderme yapan bir yazar. Bu bakımdan kendisine Lady’nin gözlemlediği Osmanlı Türkiye’si ile kendi yaşadığı ülkeyi kıyaslamasını istiyoruz. Öncelikle onun gördüklerini kültürel anlamda kendisinin de gördüğünü belirtiyor. O yıllardaki kültürel temelin hemen hemen aynı şekilde devam etmesine çok şaşırdığını ekleyerek…

    Türkiye lider ülke oluyor Katharine Branning’e dış dünyadaki Türkiye imajını soruyoruz. Söze, “Türk olsaydım ben de çok gururlu ve mutlu olurdum.” diye başlıyor.  Türkiye’nin dünyada çok önemli bir pozisyona geldiğini vurgulayarak, BM Güvenlik konseyi üyeliğini ve ABD Başkanı Obama’nın ilk yurt dışı ziyaretini Türkiye’ye yapmasını örnek veriyor. Dünyayı etkileyecek çok önemli projelerde Türkiye’nin imzası olduğunu da belirterek, “5 yıl önce olmayan büyük işlerin olduğunu bugün görebilirsiniz. Dünyadaki lider seviyesindeki ülkelerden biri hâline geliyor Türkiye. Ortadoğu ülkeleri arasında barışa aracılık eden bir ülke oldu. Bu çok önemli çünkü Ortadoğu barışı dünya barışı açısından çok önemli.” diyor. Son yıllarda moda hâline gelen ‘eksen kayması’ eleştirilerini anlamsız bulan Branning, Türkiye’nin bugün geldiği seviyede demokratikleşmenin katkılarının unutulmaması gerektiğini vurguluyor.

 

                                                                                                                  

21.02.2011                            AKSİYON DERGİSİ

ZAFER ÖZCAN
 


Edited (2/26/2011) by tunci

2.       gokuyum
5050 posts
 27 Feb 2011 Sun 11:45 am

Seems interesting. I hope we can have Turkish edition of it.

tunci liked this message
3.       tunci
7149 posts
 27 Feb 2011 Sun 12:06 pm

 

Quoting gokuyum

Seems interesting. I hope we can have Turkish edition of it.

 

 Yes,that would be good to have that book in Turkish. I think author of the book would want it to be translated into turkish as well. I like this sort of books that tell us observations of foreigners about Turkish culture and people.

4.       Adam25
369 posts
 01 Mar 2011 Tue 04:59 pm

Turkish Poetry and Literature?? {#emotions_dlg.unsure}

5.       tunci
7149 posts
 01 Mar 2011 Tue 05:14 pm

 

Quoting Adam25

Turkish Poetry and Literature?? {#emotions_dlg.unsure}

 

 Katherine Branning’s compilation of letters to Lady Mary Wortley Montagu compares modern-day Turkey with the Turkey of yesteryear, bringing both worlds to life especially for the armchair traveler of today. Just exactly who is Lady Montagu, you may well ask. Living from 1689 to 1762, she was a great English poet, essayist and letter-writer. The daughter of the autocratic Evelyn Pierrepont, first Duke of Kingston, she eloped with Edward Wortley in 1712. When Edward was appointed ambassador to Turkey, she accompanied him there, where she wrote her Turkish Embassy Letters, which were published posthumously to immediate acclaim in 1763. The letters that Lady Montagu wrote were atypical travel writings of the day, describing the intimate details of life as led largely by Turkish women at the time.
 
Katherine Branning’s writing covers most of the aspects of contemporary life in Turkey, but where she largely differs is that, unlike Lady Montagu, she has chosen to omit the scenes of horror and oppression that her predecessor so aptly described. Branning, despite writing three centuries later, has managed to sanitize Turkey, so that her letters read much more like a travelogue than they do an insightful foray into life as it is lived. She also manages to objectify the Turkish people in a way that clearly shows how essentially different they are to contemporary Americans. One has to bear in mind the difference in background between the two women—Katherine Branning is the Director of the French Institute Alliance Francaise in New York City and a graduate of the Ecole du Louvre in Paris, where she majored in Islamic arts, with a specialty in Islamic glass. As an independent researcher and glass artist, she has conducted annual field work relative to architecture and decorative arts in Turkey since 1978. Clearly, as an academic, she is much more used to giving an objective overview of places and events than was Lady Montagu, who tended towards romantic extremism, both in her writing and in her own lifestyle. It seems somewhat unfair, then, that Branning has been criticized for not putting more flesh on the bones (in a metaphorical sense, you understand) of those whom she describes.
 
However, with the world today being a far different place to what it was four centuries ago, it is, perhaps, not so surprising that readers have come to expect a great deal more from authors who choose to venture into so-called ‘foreign’ lands. What would have been decried in Lady Montagu’s day (which is, no doubt, why her letters were only published posthumously) is nowadays praised for being insightful and thought-provoking. It basically all comes down to what the reader wants, and expects, from those authors whose writings they choose to explore.
 
Yes, I Would Love Another Glass of Tea is worthwhile reading for those who have little knowledge of Turkey—with its multiple black-and-white photographs, on which Branning clearly prides herself, and its coverage of numerous topics relating to Turkey the work provides a useful overview of the country and its people. Clearly, Branning is well-intentioned and appreciative of the culture concerned, but her writing needs to be much more multidimensional to bring it fully to life.    

  This is the link on youtube tells us about the book http://www.youtube.com/watch?v=1JsfOhjX9Ww



Edited (3/1/2011) by tunci [adding]

Add reply to this discussion




Turkish Dictionary
Turkish Chat
Open mini chat
New in Forums
TLC servers hacked, all user emails & pass...
admin: We removed the user password data from the servers until the issue is ...
E-T: It´s one of the things on my bu...
gokuyum: No. It doesnt make sense. You can say ... yapmak istediğim bi...
T-E
og2009: DÜNYA TOPLUMU VE FELSEFE ... okul ... felsefe ... ....
Holidays in Turkey
: ...
24 HOUR FLASH SALE for learning Turkish e-...
qdemir: ...
Grammar Textbook
qdemir: ...
E-T: I see you have done this before?
harp00n: Bunu ... daha önce de ... Bu konuda iyi olduğun ç...
T-E
og2009: ...
T-E
og2009: ...
coronavirus
og2009: ...
OUR FRIENDS
og2009: ...
Coronavirus
harp00n: ...
Random Pictures of Turkey
Add thumbnails like this to your site
Most liked