Welcome
Login:   Pass:     Register - Forgot Password - Resend Activation

Turkish Class Forums / Turkish Poetry and Literature

Turkish Poetry and Literature

Add reply to this discussion
Moderators: libralady, sonunda
Mona Rosa
1.       Darknight_666
7 posts
 18 Jun 2006 Sun 06:49 pm

MONA ROSA

Mona Rosa, the black roses, the whites.
Roses of Gevye and the white bed.
Mercy, the broken bird wants.
Oh, because of you messes with blood shred.
Mona Rosa, the black roses, the whites.

Howl at moon the dirty jackals
Gesture fearfully to the mountain rabbits
I am in no mood my Mona Rosa
Heavily to earth rain drops.
Howl at moon the dirty jackals

Do not open windows, do draw curtains
Mustn’t, I mustn’t see you, Mona Rosa.
A look for me ansd I go into ruins
I am mad Mona Rosa, see this.
Do not open windows, do draw curtains

Olive trees, shadow of a willow,
They are to sun-shine in me
A ring and a knock now,
Of you always reminds me
Olive trees, shadow of a willow.

Lilies on the lands of loneliness.
And honour every flower has
Behind the candle a wind motionless.
Gives my soul a trembling pass.
Oh, lilies on the lands of loneliness

Your hands, hands and fingers.
Like smashing pomogranate flower
By hands a woman appears
Like walking in the sea deeper
Your hands, hands and fingers.

Quite quickly passes the time Mona,
It is twelve lights are out
Sleep, may cranes be in your sleep
Do not gesture at sky so much throughout
Quite quickly passes the time Mona

At nights come fig birds
Settle in my garden figs
Some wear yellows, some whites
Oh they shot me ‘stead of birds
At nights come fig birds

So, I, Mona Rosa find you
In the gestures of fig birds
Fills with life, this empty sail
Your innocent looks watershore
So, I, Mona Rosa find you

Do not look Mona Rosa so broken
Has not listened songs by me
My love does not fit to all
A bullet sings the best of all
Do not look Mona Rosa so broken

Now, believe in me emigrant beauty
Listen and see my confession-treaty
A pain, blue, weird and coldly
With flames covered my body
Now, believe in me emigrant beauty

Wheat grows after rain
Fruits grow with patience
In a cold day, look into my eyes main
You’ll see to what deads live to
Wheat grows after rain

Golden bracelets, that smelly skin
To answer to this bird feather
A feather to give birth to a smile kin
A feather close to all day and night ever
Golden bracelets, that smelly skin

Mona Rosa, the black roses, the whites.
Roses of Gevye and the white bed.
Mercy, the broken bird wants.
Oh, because of you messes with blood shred.
Mona Rosa, the black roses, the whites.

Sezai KARAKOÇ

Translation to English by Darknight

2.       slavica
813 posts
 11 Jul 2006 Tue 01:09 am


MONA ROSA

Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister.
Ah senin yüzünden kana batacak.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.

Ulur aya karşı kirli çakallar,
Ãœrkek ürkek bakar tavşanlar dağa.
Mona Rosa bugün bende bir hal var.
Yağmur iri iri düşer toprağa,
Ulur aya karşı kirli çakallar.

Açma pencereni perdeleri çek,
Mona Rosa seni görmemeliyim.
Bir bakışın ölmem için yetecek.
Anla Mona Rosa ben bir deliyim.
Açma pencereni perdeleri çek.

Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi,
Bende çıkar güneş aydınlığına.
Bir nişan yüzüğü bir kapı sesi.
Seni hatırlatır her zaman bana.
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi.

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
Işıksız ruhumu sallar da durur.
Zambaklar en ıssız yerlerde açar.

Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi.
Ellerinden belli olur bir kadın,
Denizin dibinde geziyor gibi.
Ellerin, ellerin ve parmakların.

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana,
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar.
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.

Akşamları gelir incir kuşları,
Konarlar bahçemin incirlerine.
Kiminin rengi ak kiminin sarı.
Ah beni vursalar bir kuş yerine.
Akşamları gelir incir kuşları.

Ki ben Mona Rosa bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında.
Hayatla doldurur bu boş yelkeni.
O masum bakışların su kenarında.
Ki ben Mona Rosa bulurum seni.

Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.
Henüz dinlemedin benden türküler.
Benim aşkım uymaz öyle her saza.
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler.
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.

Artık inan bana muhacir kızı,
Dinle ve kabul et itirafımı.
Bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı
Alev alev sardı her tarafımı.
Artık inan bana muhacir kızı.

Yağmurdan sonra büyürmüş başak,
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış.
Yağmurdan sonra büyürmüş başak.

Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kuş tüyüne.
Bir tüy ki can verir gülümsesen,
Bir tüy ki kapalı geceye güne.
Altın bilezikler o kokulu ten.

Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister,
Ah senin yüzünden kana batacak.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.

Sezai Karakoç

basima liked this message
3.       Actionary
36 posts
 16 Jul 2006 Sun 05:24 am

I read this poem in a special day (I don't remember which) at high school. It's a very special poem for me.

4.       badnews
11 posts
 20 Aug 2006 Sun 07:07 pm

Mona Rosa şiirinde önemli olan şiirden çok hikayesidir...
Şair üniversiteye başlamak için Ankara'ya gelir burada... Küçük bir anadolu ilinden kalkıp ankaraya geliyorsunuz her ne kadar aradan yarım asır geçmiş olsa biler bir çok açıdan zor bir durumdur... Şair kendi sınıfındaki bir kıza aşık olur ve aşkını kıza ilan eder... ama karşılığını bulamaz... şair bundan yılmaz ve defalarca aşkını ilan eder onu uzaktan izler... ama aşkına kesinlikle bir karşılık alamamıştır... uzun bir dört senin sonunda okul biter, veda partisinde sınıf arkadaşları şairin şiire olan merakını biliyorlardır ve ondan şiir okumasını isterler... şairde sevdiği kıza ithafen yazdığı ama ona hiç okumadığı MONA ROSA şiirini okur... şiir o kadar beğenilir ki dört defa okur... Kız şiirin kendisi için yazıldığını hemen anlar... İlanı aşk sırası değişmiştir.. kız şaire aşkını ilan eder... ama şair artık kızı sevmediğini söyler... " artık seni değil seni sevmeyi seviyorum " der... ama kız şair kadar dayanıklı değildir ve intihar eder... şair asla evlenmedi ve bu şiirini hiçbir kitabında yayınlamadı çünkü AŞKININ SATILIK OLAMDIĞINA inanıyordu... bu şiir ve hikayesi üiversitlerde, yurtlarda, öğrenci evlerinde dilden dile dolaşarak öğrenildi... bende yurtta öğrenmiştim...
Benim ingilizcem iyi olmadığı için tercüme edemiyorum ama birisi sevabına... bunu tercüme ederse iyi olur...

5.       badnews
11 posts
 20 Aug 2006 Sun 08:13 pm

tühhhhh şiirin en öenmli özelliğini yazmayı unuttum... :-S kızın ismini merak eden varsa her kıtanın ilk mısrasındaki ilk kelimenin ilk harflerini birleştirirse kızın ismini bulacaksınız...

dağ başında kaybolmuş minicik bir aşiret kızının sümüklü yüzündeki gülüşÃ¼ görebilmeniz dileğiyle sevgiyle kalın...

6.       ikicihan
1123 posts
 05 Jan 2013 Sat 06:01 pm

İlk defa Karakoç’u ziyarete gelen bu arkadaşım "deli cesareti’’ denir ya, bu zamana kadar kimsenin soramadığı o soruyu birden soruverdi.

"Üstat, Monna Rosa’yı sizden dinleyelim. Nedir işin aslı?’’ Ben arkadaşıma kızgın gözlerle bakıp orada bulunan birçok kişi gibi gaf yaptığını düşünürken Sezai Karakoç hafif bir gülümseme ve derinlere bakan bir bakışla o şiirin hikâyesini anlatmaya başladı:

19 YAŞINDAYDIM...

"19 yaşındaydım. Heyecanlı bir genç. Şiirde yeni bir dönem başlamıştı. Ölçüsü olmayan vezinsiz, kafiyesiz şiirler yazılmaya başlanmıştı. Hece ölçüsü de bitmişti. Serbest şiir yazılıyordu. O dönemin bu serbest şairleri, eski dönemleri kötülüyordu.

Tabi isterdim ki öz edebiyatımız olan divan edebiyatı ile yazılabilsin şiirler. Ama tek başıma ben aruzu getiremem ya. Aruzu geçtim hecede gidiyordu artık. O dönem dedim ki hece ile bir şiir yazayım. Bu serbestçi şairler divanla dalga geçiyordu. Gül bülbül, gül bülbül başka bir şey yok diyorlardı.

SERBESTLİLER DALGA GEÇİNCE "MONNA ROSA" KOYDUM

O dönemde şiirlere yabancı isim verme geleneği vardı. Birde bu serbestiler gül ile dalga geçince bende ‘’Monna Rosa’’ koydum şiirin adını. Tek gül anlamında bir şey. Tamamıyla kendimi denemek için yazdım şiiri. Akrostiş şiir yazma modası vardı birde. Genç şairler çok hevesliydi akrostiş şiirler yazmaya. Ben de gencim tabi, hem hece ölçüsüyle olsun hem de akrostiş olsun diye bir şiirde ben kaleme aldım.

Okuldan bir arkadaşımın ismiyle yazdım. (Bir an duraksadım orada. Aşk şiirlerinin en güzel örneklerinden biri olan Monna Rosa’yı şiir yapısında bir şeyler denemek için bir arkadaşının adıyla yazdığını söylemişti Karakoç. Yoksa bir aşkı gizlemek için mi böyle söylüyordu ?)

KIR GEZİSİNDE OKU DİYE TUTTURDULAR!

Bir gün mülkiyede o zaman ikinci sınıftayım Ankara’nın meşhur bir kırı var Söğütözü diye oraya gittik. Bir bahar günüydü 20 Nisan. Yazdığım şiirden birkaç yakın arkadaşım haberdardı. O kır gezisinde oku diye tutturdular. Tabi diğerleri de oku dinleyelim deyince ısrarlı oldular okudum. Tabi beğendiler. Sonra döndük akşam. Öbür gün bizimle birlikte kır gezisine katılan 3.sınıflardan bir arkadaş vardı yanıma geldi. Kendisi mülkiye de Yeşilay başkanı idi. Ben de içkiye karşı diye severdim bu kişiyi.

HİSAR DERGİSİ YAYINLADI

Bu geldi ‘’Sezai o şiiri rica edebilir miyim’’ dedi. Verdim ben de. Aradan on ya da on beş gün geçmedi dönemin Hisar Dergisi yöneticileri geldiler. Beni çağırttılar okuldan, oturduk konuştuk. O arkadaş şiirimi bunlara ulaştırmış. Şiirimi çok beğendiklerini söylediler, bir de ya acaba şurasını şöyle mi değiştirsek böyle mi yapsak diye bana soruyorlardı. iir güzel de bunlar büyük edebiyatçılar ya illa bir yanlış bulmaya çalışıyorlar. (Gülüyor) Şiirin yayınlanması konusunda hiçbir şey konuşmadık ki ben şiirimin yayınlanmasını asla istemiyordum. Ama 1952 Haziran’ında Hisar Dergisinde şiiri yayınladılar. Bana yayınlanmasından bahsetmediler. Çok beğenildi şiir. Sonra Hisar’a birkaç şiir daha verdim sonra da vermedim. Çünkü fikirlerime uymayan bir dergiydi sadece edebiyat yapıyorlardı. Şiir yayınlandı elden ele dağıldı.

30 SENE KİMSE ŞİİRİN AKROSTİŞ OLDUĞUNU ANLAMADI…

Şiiri herkes çok beğendi. Ama kimse 30 sene boyunca akrostiş olduğunu fark etmedi. Ben şiirimi kıta olarak yazdığım için kimse anlamamıştı akrostişi.

Bir gün Hisar Dergisi kapanınca, Hisar Dergisini anmak isteyenler bir araya gelmişti Ankara’da.  O buluşmada Hisar dergisinin sahibine bir arkadaşı benim şiirim üzerine konuşulurken ‘’o şiir akrostiş’’ demiş. Tabi Hisar’ın sahibi şaşırmış ‘’ya olur mu öyle şey diye’’. Ta 30 yıl sonra tartışmaya başlamışlar.(Gülüyor) Hadi bakalım demişler şiire. Sonra incelemişler akrostişi fark etmişler tabi.

Sonra o dergi sahibi bunu radyo da anlattı ‘’Şiir akrostiştir’’ diye. Tabi bu durum benim kulağıma da çalındı. Ama sanmayın o adam şiiri inceleyip de şiirimin akrostiş olduğunu anladı. Bu olaydan iki hafta önce bir yakın arkadaşıma şiirin akrostiş olduğunu açıklamıştım. O da yakınına paylaşmış. Öyle öyle derken çıktı durum ortaya. Yoksa bir 30 sene daha beklerlerdi şiiri anlamak için.

MUAZZEZ AKKAYA´YA İZİN VERMEDİ

(Monna Rosa’nın hikayesini büyük bir ilgi ile dinliyorduk. Ama bir şeyler eksikti sanki. Arkadaşta bunu fark etmiş olacak ki bir atılganlık daha yapıp ‘’Ama Üstadım..’’ diye söze başladı. Ama Üstad Sezai Karakoç "Ben konuşuyorum. Daha bitmedi.’’ deyip arkadaşımızın soru sormasını engelledi. Soru belliydi aslında yazılanlar çizilenler ve bu şiirin ana karakteri Muazzez Akkaya. Karakoç da anlamıştı sanki bu soruyu ama soru sorulmasına izin vermeden devam etti.)

BİR DAHA BU ŞİİRLE KONUŞMAYACAĞIM

Şiirin akrostiş olduğu çözüldü. Sonra da herkes bir rivayet uydurdu. Şiiri mülkiye de okumuşum da birisi intihar etmiş. Ne şiiri mülkiye de okudum. Ne de birisi intihar etti. Şairinin reddettiği şiir diyorlar.Hepsi uydurma. Birisi benim yüzümden intihar etse ben yaşayabilir miyim? İşte böyle bir daha bu şiirle ilgili hiçbir şey söylemeyeceğim ilk ve son…"

Ne Muazzez Akkaya’nın ismini andı Sezai Karakoç ne de bir aşktan bahsetti. Belki o zihinlerdeki hikâyelerin hepsini yıkıp geçti. Ne nedir bilinmez ama Sezai Karakoç’un dilinden ‘’Monna Rosa’’ böyle…

http://www.haber7.com/haber/20120328/Karakoc-ilk-ve-son-kez-Monna-Rosayi-anlatti.php

MONA Roza şiirinin bende uyandırdığı imaj şuydu:

Yıl 1950´dir. Maraş Lisesi´nden mezun olmuş taşralı duyarlı şair Sezai, Mülkiye´ye girer.

Bu zeki ve mahcup genç, okulun en şımarık ve aldırmaz kızlarından birine, Muazzez´e vurulur.

Ama Muazzez´e açılamaz.

Açılmak ne kelime! Yanına bile yaklaşamaz.

Ve kendini şiire vurur Sezai.

Böylece Türk edebiyatının en dokunaklı aşk şiirleri ortaya çıkar.

Hem de kuşaklar boyu nice taşralı genci acayip hırpalayan damardan şiirler.

Evet, benim Mona Roza´dan anladığım buydu.

Ancak "karakutu.com" sitesinin yayınladığı bu fotoğraf, bendeki imajın küçük çapta da olsa revize edilmesine neden oldu.

Fotoğrafı ilk gördüğümde tepkim şöyle oldu:


"Vay be! Demek ki tanışıyorlarmış."

Fotoğrafı biraz yakından incelediğimde ise gerçeği anladım:


Meğer Sezai Karakoç, o kadar da "çekingen", o kadar da "mahcup" kalmamış Muazzez Akkaya karşısında.

Bu toplu okul fotoğrafında Sezai Karakoç´un, Muazzez Hanım´ın hemen yanı başında yer tutma gayretini ve çabasını görüyoruz.

Buradan benim çıkardığım sonuç şudur:

Sezai Karakoç, ne yapıp edip "Mona Roza" şiirini, bir itiraf olarak Muazzez Akkaya´ya sunmuştur.

Ancak Muazzez Hanım, bu dokunaklı aşk şiirine rağmen Sezai Karakoç´un aşkına karşılık vermemiştir.

Demek ki neymiş:

Kadınların kalplerine girmek, bazen muazzam bir aşk şiiri ile bile mümkün olmuyormuş!

En gizemli Şiir: Mona Roza

MONA Roza "dokunaklı" bir şiirdir.

Çünkü...

Bu şiirde gururlu mu gururlu bir Doğu çocuğunun, içine düştüğü ve kimselere itiraf edemediği bir imkansız aşkın intihara meyilli dizeleri vardır:

"Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza / Henüz dinlemedin benden türküler / Benim aşkım sığmaz öyle her saza / En güzel şarkıyı bir kurşun söyler / Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza."

Mona Roza "gizemli" bir şiirdir. Çünkü...


Bu 14 kıtalık şiirin, kıta başlarındaki harflerin yan yana getirilmesinden "Muazzez Akkaya´m" çıkar.

Ve bu akrostiş nedeniyle tam 56 yıldır edebiyat çevrelerinde "Kim bu Muazzez Akkaya?" sorusu sorulur.

Sezai Karakoç´un ısrarlı ve katı suskunluğu ve yıllardır Muazzez Akkaya ile ilgili sorulara kapalı duruşu nedeniyle soruya cevap verilememişti.

Ama şimdi giz aydınlatıldı.

Muazzez Akkaya, Sezai Karakoç´un sınıf arkadaşıdır.

Sırları çözülmüş bir aşk

BİRİNCİ SIR: Mona Roza şiiri "Mona Roza siyah güller, ak güller / Geyve´nin gülleri ve beyaz yatak" diye başlar. Geyve´nin sırrı ortaya çıktı: Sezai Karakoç´un büyük aşkı Muazzez Akkaya Geyveliymiş.

İKİNCİ SIR: Mona Roza şiiri büyük efsanelere ve tevatürlere de konu oldu. Onlardan biri de Muazzez Akkaya´nın intihar ettiği şeklindeydi. Bu rivayet doğru değil. Çünkü Muazzez Hanım´ın şu anda New York´ta büyük kızı Dr. Ayşegül Giray ile birlikte yaşadığını biliyoruz.

ÜÇÜNCÜ SIR: Sezai Karakoç´un Mona Roza şiirini tamamen platonik duygular içinde yazdığı, Muazzez Akkaya ile hiç tanışmadığı sanılıyordu. Karakoç´un Muazzez Hanım´a açılıp açılmadığını hálá bilmiyoruz ama iki ismin birbiriyle tanıştıkları kesinleşti.

DÖRDÜNCÜ SIR: Muazzez Akkaya´nın durgun ve melankolik bir kadın olduğu sanılırdı. Hayalleri yıkma pahasına kızının tanıklığıyla söyleyelim: Karşımızda neşeli, esprili, hayat dolu bir kadın var.

BEŞİNCİ SIR: Muazzez Akkaya´nın Mülkiye yıllarında uluslararası yarışmalara katılan bir ping pong şampiyonu olduğu bilgisi, Sezai Karakoç´un ünlü "Ping Pong Masası" şiirini anlamlandırmamıza yardımcı oldu.

ALTINCI SIR: Mona Roza şiirinde "Artık inan bana muhacir kızı / Dinle ve kabul et itirafımı" şeklinde iki dize var. Muazzez Akkaya´nın, Geyve´ye sonradan yerleşmiş bir muhacir ailesinin kızı olduğunu bilmem belirtmeye gerek var mı?

İşte o meşhur Mülkiyeli kız

ADI: Muazzez Akkaya...

Kandilli Kız Lisesi´ni "Pekiyi" derecesiyle bitirdi.

1950´de Mülkiye´ye girdi.

Okulun en popüler kızlarındandı.

Baş döndürücü güzellikle ve Grace Kelly tipinde bir kız. Aynı okulda öğrenim gören sınıf arkadaşı şair Sezai Karakoç´u "fırtınalı bir aşk"ın içine sürükledi.

Böylece "Uğruna Türk edebiyatının en gizemli ve en dokunaklı aşk şiirinin yazıldığı kadın" olarak kayıtlara geçti.

Esin kaynağı olduğu Mona Roza şiirinden hiç haberdar olmadı.

Ancak okul günlerinde paltosunun cebinde şairi meçhul şiirler buldu ve bu şiirlerin şairinin sınıf arkadaşı Sezai Karakoç olduğunu bilmedi.

Okulu bitirdikten birkaç yıl sonra Maliye Bakanlığı´nda üst düzey görevler yapan ve geçen yıl hayatını kaybeden Orhan Giray ile evlendi.

Üç çocuğu oldu.

Şu anda büyük kızı Ayşegül Giray ile yaşıyor.

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=5749412

 

Adına Şiirler Yazılan Geyveli: Muazzez Akkaya
Çarşamba, 07 Aralık 2011

Adına şiirler yazılan Geyveli Muazzez Akkaya (Giray) ile Röportaj... Son yıllarda adından söz ettiren, gizemli şiirlere konu olan Geyveli Muazzez Akkaya´yı bulduk. İstanbul Fenerbahçe´de yaşamını sürdüren Akkaya, ilk defa kapılarını Geyve.com için açtı... Hakkında iddia edilen tüm konuları bizlerle paylaştı. Türkiye´de ses getirecek bu röportajı geyve.com farkıyla sizlerle paylaşıyoruz...

Muazzez Akkaya´nın aile dostu Geyveli şair Fahri Ersavaş, 4 yıldır konu üzerine araştırma yapan Eşme köyü web sitesi editörü ve yazarımız Şeref Elma öncülüğünde yaptığımız ziyarette Akkaya çarpıcı açıklamalarda bulundu.


...
Şimdi en kritik soruları başlayacağız ancak sizi rahatsız etmeden soracağız. Şimdi sınıf arkadaşınız Sezai Bey´le (Karakoç olan şiirle ilgili... Siz bu şiirin farkına ne zaman vardınız?
-Ben o şiiri... Yazılmış benim hiç haberim bile yoktu, hatta Altan Öymen´in eşi Aysel bir sınıf aşağıdaydı sanırım. O söyledi ´Sınıfınızda çok güzel şiirler yazan birisi var´ diye. Ben de öyle şiirlerle falan aram yoktur, matematiğe daha ilgiliydim. Derken açığa çıktı. Çok fazla üzerime düştü bilmiyorum, biraz tutku halini aldığı, onunda bu şeye saplanmamasını arzu ederdim. Saplantı haline gelmemesini isterdim... Kendisi bir hayat kursaydı daha mutlu, huzurlu olurdum.

Öğrencilik döneminde ilgisini size hissettirdi mi, yoksa siz bunu daha sonra mı öğrendiniz?
-Hissettirdi tabii... Çok şiirler verdi, ne bileyim yazılar verdi, kitaplar verdi, ama yakınlık duyamadım.
Kısaca elektrik alamadınız..
-O´nu diyorsanız evet elektrik alamadım.
...


http://www.geyve.com/index.php?option=com_content&task=view&id=6353&Itemid=28

7.       gokuyum
5038 posts
 05 Jan 2013 Sat 08:41 pm

Elektrik alamadım.I couldn´t take a liking to him. This is the tragedy of most briilliant men.  I will include myself in the future Brilliance, loneliness and madness are close friends  

 

Note: This makes me remember Nietzsche and Lou Salome.

 

 



Edited (1/5/2013) by gokuyum
Edited (1/5/2013) by gokuyum

8.       gokuyum
5038 posts
 05 Jan 2013 Sat 09:11 pm

To my Mona Rosa:

 

your blue eyes 
killed me twice 
once in their presence 
once in their absence 
chained with madness 
no more captive 
no more helpless 
i will lose my way 
in your darkness 
away from exit 
away from entrance 



Edited (1/5/2013) by gokuyum

9.       ikicihan
1123 posts
 05 Jan 2013 Sat 10:11 pm

PİNG-PONG MASASI - SEZAİ KARAKOÇ


...............................
Beyaz iplik sert iplik ve tak tak
Yuvarlak top küçük top ve tak tak
Ping-pong masası varla yok arası
Ben ellerim kesik varla yok arası
...... Öpüçüğüne eyvallah ve tak tak
Beraber sinemaya ... evet ... ve tak tak
Ping-pong masası varla yok arası

Öküzün gözü veya dananın kuyruğu
Kadifekale veya Sen nehri
Ha Sezai ha ping-pong masası
Ha ping-pong masası ha boş tüfek
Bir el işareti eyvallah ve tak tak
Gözlerin ne kadar güzel ne kadar iyi
Ne kadar güzel ne kadar sıcak
Tak tak tak tak tak tak tak

10.       burakuyar
1 posts
 22 Feb 2016 Mon 08:45 pm

Wheat grows after rain

Fruits grow with patience

In a cold day, look into my eyes main

You´ll see to what deads live to

Wheat grows after rain

 

Actually I do not know why word "cold" is used?

But thanks for translation.

In my opinion, this is the most romantic and beautiful poem. I recommend all of you to read history of this poem.

Add reply to this discussion




Turkish Dictionary
Turkish Chat
Open mini chat
New in Forums
E to T: Please delete this post asap
denizli: Looks like silin is better ... en kısa ... bu postayı silin.
E to T: He´s in perpetual competitio...
Leo S: He´s someone who is perpetual ... with me; as if he has somethin...
E to T: What I liked about your former res...
Leo S: What I liked about your former residence is that it was a ... like som...
My grammar book has just been published.
qdemir: Thank you, Polyglot.
Female Turkish Teacher in İstanbul
southpark85: şu duyuruyu silin ... 100 kere yazdım neden kimse silmiyor
E to T my attempt!
denizli: Why do you have mı? That is for a question. I ... know if this is...
E to T my attempt!
Polyglot: Hi all, This a joke by the way! I asked my Turkish friend to conve...
E to T: Try to develop yourself, think of ...
Leo S: Improve your knowledge of English grammar, consider attending communit...
E to T: need to know basis
Leo S: It will be on a ... basis. The less you know the better. Şimdiden...
E to T: You are comparing my body to yours
Leo S: You are comparing my body (muscles) to yours, I think? Şimdiden ...
Sadece / Ancak / Yalnız / Yalnızca
scalpel - -: ...
Maharet güzel olmak değil, güzel görme...
Faruk: Hello aruwin! Sure, I can tell you. The ability is not...
Random Pictures of Turkey
Add thumbnails like this to your site
Most commented
 Iznik Tile Iznik Tile

Picture by ceydan
Simple Present Tense I - REVISED AND EDITED

Turkish lesson by turkishcobra
Level: intermediate