Welcome
Login:   Pass:     Register - Forgot Password - Resend Activation

Turkish Class Forums / Language

Language

Add reply to this discussion
TRANSLATING FROM ENGLISH [by using English grammar]
(38 Messages in 4 pages - View all)
1 2 3 4
1.       tunci
7149 posts
 25 Jul 2012 Wed 12:45 am

 

OLMAK  =  TO BE

a. Subject + BE

   I am a student.--->   Ben öğrenciyim

   You are a student---->Sen öğrencisin

   We are teachers  ----> Biz öğretmeniz

   Past tense form;

   I was a student.--->   Ben öğrenciydim

   You were a student---->Sen öğrenciydin

   We were teachers ---> Biz öğretmendik.


b. Subject + BE + Adjective

   The answer is wrong ---> Cevap yanlış[tır].

   The table is clean-----> Masa temiz[dir].

   Turkish is an easy language ----> Türkçe kolay bir dil[dir].

    Past tense form ;

    The answer was wrong ---> Cevap yanlış.

    The table was clean-----> Masa temizdi.

    Turkish was an easy language ----> Türkçe kolay bir dildi.

c. Subject + BE + Prepositional phares

   The hospital is outside the town ---> Hastane kasabanın dışında[dır].

   This is the place where I met her first time ---> Burası onunla ilk tanıştığım yer[dir].

    Past tense form ;

    The hospital was outside the town ---> Hastane kasabanın dışındaydı.

     This was the place where I met her first time---> Burası onunla ilk tanıştığım yerdi.

  --------------------------------------------------------------------------------

Moha-ios, mlennon, nifrtity, typistul and lana- liked this message
2.       tunci
7149 posts
 25 Jul 2012 Wed 12:48 am

 

HAVE / HAS [GOT] + COMPLEMENT

 

Spanish has some difficulties ---> İspanyolcanın bazı güçlükleri vardır.


My father has got two brothers ---> Babamın iki erkek kardeşi var[dır].


Do you have any brothers or sisters ? ---> Hiç erkek ya da kızkardeşiniz var mı ?


Mobile phones have bad effects on people ---> Cep telefonunun insanlar üzerinde kötü etkileri var[dır].

 

He has no self confidence ---> Onun özgüveni yok [tur].

 

I have got a good job ----> İyi bir işim var.

 




Moha-ios, nifrtity, typistul and lana- liked this message
3.       tunci
7149 posts
 25 Jul 2012 Wed 01:11 am

 

POSSESSIVE  with "s" 

 

Noun phrase + s + Noun phrase + is/are + complement

 

The child´s coat is very old ---> Çocuğun ceketi çok eski.

 

People´s opinions are also important ---> İnsanların görüşleri de önemlidir.

 

My friend´sister is a nurse ---> Arkadaşımın kızkardeşi hemşire[dir].

 

Zehra´s suitcase is over there ----> Zehra´nın valizi orada.

 

My uncle´s condition is serious ---> Amcam[Dayım]´ın durumu ciddi.

 

Yelda´s Turkish is good ---> Yelda´nın Türkçesi iyi.

Moha-ios, nifrtity and typistul liked this message
4.       tunci
7149 posts
 25 Jul 2012 Wed 01:29 am

 

POSSESSIVE  with "of"

 

The invention of phone is an important event

Telefonun icadı önemli bir olaydır.

 

The history of  Türkiye is very old

Türkiye´nin tarihi çok eski [dir].

 

The life story of the singer is in the newspaper.

Şarkıcı´nın hayatı gazetede.

 

The heart of the city is where I want to go.

Şehrin kalbi gitmek istediğim yerdir.

 

The witness of the event is  here.

Olayın tanığı burada.

Moha-ios and typistul liked this message
5.       tunci
7149 posts
 25 Jul 2012 Wed 02:20 am

 

HERE  IS / THERE IS NOT  [ VAR - YOK]

THERE ARE / THERE ARE NOT

----------------------------------------

There was / There were

---------------------------------------

 

There + is/are + Noun Phrase + Prepositional Phrase

 

There are a lot of flowers in the garden

Bahçede birçok çiçek var.

 

There is not much star in the sky tonight.

Bu gece gökyüzünde fazla yıldız yok.

 

There was a pen on the table.

Masada bir kalem vardı.

 

There were only 8 students in the class.

Sınıfta sadece 8 öğrenci vardı.

 


 

 

 

 

 



Edited (7/25/2012) by tunci [corrected agac into cicek]

Moha-ios and typistul liked this message
6.       tunci
7149 posts
 25 Jul 2012 Wed 02:51 am

 

There + Model +  be + complement

 

There will be a short meeting tomorrow.

Yarın kısa bir toplantı olacak.

 

There could be some changes in the new report.

Yeni raporda bazı değişikikler olabilir.

 

There must be a solution to this problem.

Bu soruna bir çözüm olmalı.

 

There have been many wars in 20´th century.

20. yüzyılda birçok savaş olmuştur.

Moha-ios and typistul liked this message
7.       tunci
7149 posts
 25 Jul 2012 Wed 03:13 am

 

Pronoun + of [the] + Noun Phrase

 

Some of  the pens ---> Kalemlerin bazıları

Most  of  the kids ----> Çocukların çoğu

All of the nations -----> Halkların hepsi

A few of my friends ---> Arkadaşlarımdan birkaçı

A little of the liquid ----> Sıvının birazı

Most of the evidence ---> Kanıtların çoğu

-----------------------------------------------

I saw a few of her friends

Onun arkadaşlarından birkaçını gördüm.

 

We used up much of the water.

Suyun çoğunu tükettik.

 

Most of the evidence was invalid.

Kanıtların çoğu geçersizdi.

 

All of the books are interesting.

Kitapların hepsi [tümü] ilgi çekici.

Moha-ios, lana- and typistul liked this message
8.       tunci
7149 posts
 25 Jul 2012 Wed 11:43 am

 

Pronoun + Verb + Complement

 

Everyone was ready for the song contest.

Şarkı yarışması için herkes hazırdı.

 

Everyone goes to work on Mondays.

Herkes pazartesileri işe gider. [ Pazartesileri herkes işe gider.]

 

Neither wanted to get up early.

Hiçbiri erken kalkmak istemedi.

 

Each tells the story in a different way.

Herbiri hikayeyi değişik bir biçimde anlatır.

Moha-ios, nifrtity and lana- liked this message
9.       tunci
7149 posts
 25 Jul 2012 Wed 12:10 pm

 

TOO  

Subject + Verb + too + adjective + for me[you,him,her,us,them]

 

Chinese  is  too  difficult  for me to learn.

Çince benim öğrenemeyeceğim kadar zor.

 

The headache is too strong for her to endure.

Başağrısı onun dayanamayacağı kadar şiddetli.

 

That woman was too important for him to ignore.

O kadın onun için görmezden gelemeyeceği kadar önemliydi.

 

Holiday in Antalya was too attractive for him to say no.

Antalya´da tatil onun hayır diyemeyeceği kadar cazipti.

 

Moha-ios, ulak and lana- liked this message
10.       tunci
7149 posts
 25 Jul 2012 Wed 01:05 pm

 

Enough

Subject + Verb +  adjective + Enough + Complement


He is clever enough to understand this.

[O] Bunu anlayacak kadar zekidir.

 

They are brave enough to swim in a wavy sea.

[Onlar] Dalgalı denizde yüzecek kadar cesurlar.[cesurdurlar]

 

She is polite enough to apologize.

[O] Özür dileyecek kadar kibardır.

 

She is thoughtful enough to remember my birthday.

[O] Doğum günümü hatırlayacak kadar düşüncelidir.

 

We are strong enough to overcome the problems.

Sorunların üstesinden gelecek kadar güçlüyüz[dür].

Moha-ios, ulak and lana- liked this message
11.       tunci
7149 posts
 25 Jul 2012 Wed 03:14 pm

 

Subject + Verb + enough + noun + complement

 

They have enough money to pay the rent.

Kirayı ödeyebilecek  kadar paraları var.

 

The factory produces enough goods to meet the demand.

Fabrika talebi karşılayabilecek kadar mal üretiyor.

 

She has enough knowledge to translate English sentences into Turkish.

İngilizceden Türkçeye çeviri yapabilecek kadar [derecede] bilgisi var.

 



Edited (7/25/2012) by tunci

Moha-ios and lana- liked this message
12.       tunci
7149 posts
 25 Jul 2012 Wed 04:35 pm

 

REFLEXIVE  PRONOUNS

 

1. Subject + Verb + reflexive pronoun + [complement]

 

She looked at herself in the mirror.

O, aynada kendisine baktı.

 

They looked at themselves in the mirror.

Onlar, aynada kendilerine baktılar.

 

He enjoyed himself very much at the party.

O, partide çok eğlendi.

 

She considers herself a moderate person.

O, kendisini ılımlı birisi olarak görür.

Moha-ios and lana- liked this message
13.       tunci
7149 posts
 25 Jul 2012 Wed 04:53 pm

 

2. Subject + reflexive pronoun + [complement]

   He            himself      done   the homework.

   O ,     ödevi    kendisi     yaptı.

 

   I  myself  will give this to you.

   Bunu ben sana kendim vereceğim.

 

  I myself can not solve this problem.

  Ben kendim bu sorunu çözemem.

 

 Mehmet himself phoned me yesterday.

 Dün Mehmet kendisi bana telefon etti.



Edited (7/25/2012) by tunci

Moha-ios and lana- liked this message
14.       tunci
7149 posts
 25 Jul 2012 Wed 05:06 pm

 

3. Subject + Verb + Object + on one´s own /by oneself

 

     He   ate the whole cake on his own.

     Bütün keki tek başına yedi.

 

    She learnt Turkish on her own.

    Türkçeyi kendi kendine öğrendi.  OR;

    Türkçeyi tek başına öğrendi.

 

    I went to holiday on my own.

    Tatile kendi başıma çıktım.

 

   They have done their homework by themselves.

   Onlar ödevlerini kendi kendileri yaptılar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Moha-ios and lana- liked this message
15.       tunci
7149 posts
 25 Jul 2012 Wed 05:37 pm

 

One, ones, the one, the ones

 

We are looking for a house. We´d like one with a pool.

Bir ev arıyoruz. Havuzlu olanı yeğleriz.

 

I perefer plain clothes to colorful ones.

Düz renk elbiseleri renkli elbiselere yeğlerim.[tercih ederim]

 

The new pictures are much better than the old ones.

Yeni resimler eskilerden çok daha iyidir.

************************************************

One can not live without water.

Bir kimse susuz yaşayamaz.

 

One should not get worried about worthless things.

İnsan değersiz şeyler için kaygı yapmamalı.

 

One should never  look down upon others.

[Diğer insanları asla küçük görmemeliyiz.]

İnsan, başkalarını asla küçük görmemeli.

 

 

 

Moha-ios liked this message
16.       AlphaF
5677 posts
 25 Jul 2012 Wed 05:47 pm

There are a lot of flowers in the garden

Bahçede birçok çiçek var.

17.       AlphaF
5677 posts
 25 Jul 2012 Wed 05:51 pm

  They have done their homework by themselves.

   Onlar ödevlerini kendi kendileri yaptılar.

Correction

"Onlar ödevlerini kendileri yaptılar" or "Onlar ödevlerini kendi kendilerine yaptılar"


18.       tunci
7149 posts
 25 Jul 2012 Wed 06:13 pm

 

Quoting AlphaF

 

There are a lot of flowers in the garden

Bahçede birçok çiçek var.

 

 

Cheers Alpha, I had mistyped that one.

19.       tunci
7149 posts
 25 Jul 2012 Wed 06:15 pm

 

Quoting AlphaF

 

  They have done their homework by themselves.

   Onlar ödevlerini kendi kendileri yaptılar.

Correction ?

"Onlar ödevlerini kendileri yaptılar" or "Onlar ödevlerini kendi kendilerine yaptılar"


 

 

Yes, two ways are acceptable. It can be said in both ways.

20.       tunci
7149 posts
 25 Jul 2012 Wed 06:38 pm

 

People, Everyone, Everything

 

Everyone enjoys travelling.

Herkes yolculuk yapmaktan hoşlanır.

 

English people drink less nowadays. 

İngilizler  bugünlerde daha az içiyorlar.

 

Everything on the desk is his.

Masanın üstündeki  herşey onun[dur].

 

Everybody avoids making mistakes.

Herkes yanlış yapmaktan sakınır.

 

Turkish people like tea.

Türk halkı çayı sever. OR ;

Türkler çayı sever.

Moha-ios liked this message
21.       AlphaF
5677 posts
 26 Jul 2012 Thu 08:30 am

 

Quoting tunci

 

 

Yes, two ways are acceptable. It can be said in both ways.

 

Tabi her iki cümlem de doğru. Bir de kendi yazdığına bak; ne demek istediğimi hala anlayamazsan, başka birine sor !

22.       tunci
7149 posts
 26 Jul 2012 Thu 10:08 am

 

Quoting AlphaF

 

 

Tabii her iki cümlem de doğru. Bir de kendi yazdığına bak; ne demek istediğimi hala anlayamazsan, başka birine sor !

 

Ha şöyle Türkçe konuş. Aferin sana.! Valla gözüme girmeye başladın şimdi. Bu arada "Tabii" kelimesi iki  " i" ile yazılır.



Edited (7/26/2012) by tunci

Moha-ios liked this message
23.       AlphaF
5677 posts
 26 Jul 2012 Thu 10:45 am

 

Quoting tunci

 

 

Ha şöyle Türkçe konuş. Aferin sana.! Valla gözüme girmeye başladın şimdi. Bu arada "Tabii" kelimesi iki  " i" ile yazılır.

Yanlış... "Tabi"  Türk halkının uydurduğu ve "elbette" karşılığında kullandığı bir kelimedir, "Tabii" ise Arapça kökenli olup, İnhgilizce "natural" ile eş anlamlıdır.

24.       tunci
7149 posts
 26 Jul 2012 Thu 10:53 am

 

Quoting AlphaF

 

Yanlış... "Tabi"  Türk halkının uydurduğu ve "elbette" karşılığında kullandığı bir kelimedir, "Tabii" ise Arapça kökenli olup, İnhgilizce "natural" ile eş anlamlıdır.

 

TDK´nın sözlüğüne bak. Orada görürsün doğrusunu.

http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.5010eaffd57836.77679672

 

25.       tunci
7149 posts
 26 Jul 2012 Thu 11:24 pm

 

Subject + be + as + adjective + as + complement

 

You [all] are  as   generous  as  we are.

Siz bizim kadar cömertsiniz.

 

She is as bad-tempered as her father.

O babası kadar huysuzdur.

 

My table is as strong as your table.

Benim masam senin masan kadar sağlamdır.

 

Turkish is as easy as English.

Türkçe, İngilizce kadar kolaydır.

Moha-ios and lana- liked this message
26.       tunci
7149 posts
 26 Jul 2012 Thu 11:25 pm

 

Subject + Verb + as + adverb + as + complement

 

I    drive  as  carefully  as  you do.

[Ben] Senin kadar dikkatli araba sürerim.

 

He sang as beautifully as you did.

O senin kadar güzel şarkı söyledi.

 

We can work as fast as they do.

[Biz] Onlar kadar hızlı çalışabiliriz.

Moha-ios and lana- liked this message
27.       tunci
7149 posts
 27 Jul 2012 Fri 06:16 pm

 

Comparatives


1. Subject + be/verb + [more] adjective + er + than + complement

   My sister  is   older  than I am.

   Kızkardeşim benden büyüktür.

 

  Ali is younger than Veli.

  Ali , Veli´den küçüktür.

 

  Iron is harder than wood.

  Demir, tahtadan [daha] serttir.

 

 She is more intelligent than her father.

[O] Babasından [daha] zekidir.

 

 Baklava is sweeter than Tulumba Tatlısı.

 Baklava, tulumba tatlısından daha tatlıdır.

 

My room is larger than your room.

Benim odam, senin odandan daha geniştir.

 

Moha-ios and lana- liked this message
28.       tunci
7149 posts
 27 Jul 2012 Fri 06:43 pm

 

less/fewer

 

She is less clever than her older brother.

O, abisinden daha az akıllıdır.

 

Tarık drinks less tea than I do.

Tarık benden daha az çay içer.

 

I drank less ayran than you did.

Ben senden daha az ayran içtim.

 

I have fewer friends than you have.

Benim senden daha az arkadaşım vardır.

 

Hüseyin has fewer books than I have.

Hüseyin´in benden daha az kitabı vardır.

 

Moha-ios liked this message
29.       tunci
7149 posts
 27 Jul 2012 Fri 07:21 pm

 

More and more

 

Özlem is getting fatter and fatter.

Özlem gittikçe [gitgide] şişmanlıyor.

 

The weather is getting colder and colder.

Hava gittikçe [gitgide] soğuyor.

 

I love you more and more.

Seni gittikçe [gitgide] daha çok seviyorum.

 

They are going more and more slowly.

[Onlar,] Gittikçe [gitgide] daha yavaş gidiyorlar.

 

The sea was getting calmer and calmer.

Deniz gittikçe [gitgide] sakinleşiyordu.

 

My Turkish is getting better and better.

Türkçem gittikçe [gitgide] iyileşiyor.


 

Moha-ios liked this message
30.       tunci
7149 posts
 29 Jul 2012 Sun 01:07 am

 

The comperative +  clause + the comperative + clause


The more you study the more you will learn.

Ne kadar çok çalışırsan o kadar çok öğrenirsin.

 

The sooner he starts the earlier he will finish the job.

Ne kadar erken başlarsa, işi o kadar erken bitirir.

 

The less you eat, the thinner you will get.

Ne kadar az yersen , o kadar çok zayıflarsın.

 

The harder you work, the more money you get.

Ne kadar çok çalışırsan , o kadar çok para kazanırsın.

 

The more you drink coffee, the more you lose your sleep.

Ne kadar çok kahve içersen,  o kadar çok uykun kaçar.

Moha-ios and ulak liked this message
31.       tunci
7149 posts
 02 Aug 2012 Thu 10:30 pm

 

Superlative Degree

 

Subject + Verb + the + adjective + est + complement

 

İstanbul is the biggest city in[of] Türkiye.

İstanbul Türkiye´nin en büyük kentidir.

-----------------------------------------

Kerim is the fastest swimmer in[of] the country.

Kerim ülkedeki en hızlı yüzücüdür. 

Kerim ülkenin en hızlı yüzücüsüdür.

-----------------------------------------

Spanish is the easiest language in[of] the world.

İspanyolca dünyanın en kolay dilidir.

İspanyolca dünyadaki en kolay dildir.

-----------------------------------------

This is the best film I have ever seen [watched].

Bu, izlediğim en iyi filmdir.

-----------------------------------------

This is the longest table in the shop.

Bu, dükkandaki en uzun masadır.

-----------------------------------------

January is the coldest month of the year.

Ocak yılın en soğuk ayıdır.

----------------------------------------

Subject + Verb + the + most + adjective + est + complement

 

Tokyo is the most expensive city in the world.

Tokyo dünyanın en pahalı şehridir.

----------------------------------------

She is the most beautiful girl in the town.

O, kasabadaki [ilçedeki] en güzel kızdır.

----------------------------------------

He is going to attend the most important meeting of the year.

O, yılın en önemli toplantısına katılacak.

---------------------------------------

Ali is the most honest person at work.

Ali işyerindeki en dürüst kişidir.

----------------------------------------

Moha-ios and nifrtity liked this message
32.       tunci
7149 posts
 06 Aug 2012 Mon 11:12 am

 

rather [adverb]      ----> oldukça, epey, epeyce

 

The child is rather quiet.

Çocuk oldukça sessiz.

 

Her uncle is rather fat.

[Onun]amcası oldukça şişman.

 

Selma  is rather older than her brother.

Selma ,erkek kardeşinden oldukça [epey] büyüktür.

 

The house is rather old.

Ev oldukça [epey] eski.

 

The weather is rather nice today.

Bugün hava oldukça [epey] güzel.



Edited (8/6/2012) by tunci

Moha-ios and nifrtity liked this message
33.       tunci
7149 posts
 06 Aug 2012 Mon 12:28 pm

 

MODALS [ KİPLİKLER]

 

Subject + Modals + Verb + Complement

She   can  speak  Turkish fluently.

O, akıcı biçimde Türkçe konuşabilir.

 

She  could  speak  Turkish. [ when she was younger]

O, [gençliğinde] Türkçe konuşabilirdi.

 

She will be able to  speak  Turkish in few months.

[O,]  Birkaç ay içinde Türkçe konuşabilecek.

 

She was able to come on time.

[O,] Zamanında gelebildi.

----------------------------------------------------------

Possibility,permission

 

May I make a suggestion ?

Bir öneride bulunabilir miyim ?

 

You might have an accident.

Kaza yapabilirsiniz.

 

Could I ask you a question

Size bir soru sorabilir miyim ?

 

Can I have some more tea ?

Biraz daha çay alabilir miyim ?

 

We might go to İstanbul next week.

Gelecek hafta İstanbul´a gidebiliriz.

 

Moha-ios and nifrtity liked this message
34.       Abla
3647 posts
 03 Oct 2012 Wed 12:40 pm

Quote:tunci

The more you study the more you will learn.

Ne kadar çok çalışırsan o kadar çok öğrenirsin.

 

The sooner he starts the earlier he will finish the job.

Ne kadar erken başlarsa, işi o kadar erken bitirir.

 

The less you eat, the thinner you will get.

Ne kadar az yersen , o kadar çok zayıflarsın.

 

The above sentences are sort of general truths, they prescribe the probable result of an action. The set of suffixes seems to be AOR + -sA in the first part, AOR in the second part.

 

I was wondering how to build a similar sentence in the past tense. I understand the nature of the condition changes, it is more about something that has happened for real. So how would we say for instance

 

                         The less I ate the angrier I got

                         The more Ali worked the more he spent time out of home ?

 

Does past tense show in both parts of the sentence?

35.       tunci
7149 posts
 03 Oct 2012 Wed 02:17 pm

 

Quoting Abla

 

 

The above sentences are sort of general truths, they prescribe the probable result of an action. The set of suffixes seems to be AOR + -sA in the first part, AOR in the second part.

 

I was wondering how to build a similar sentence in the past tense. I understand the nature of the condition changes, it is more about something that has happened for real. So how would we say for instance

 

                         The less I ate the angrier I got

                         The more Ali worked the more he spent time out of home ?

 

Does past tense show in both parts of the sentence?

 

For past tense,

Nearest translation for past tense would be ;

 

Ne kadar az yedim o kadar çok asabileştim.

Ali ne kadar [çok] çalıştı o kadar [çok] evden ayrı kaldı.

Note that we don´t need the conditional ´sA´ anymore as the action is already resulted.

***************************************************

Better sounding Turkish would be with using "dIkça" ;

Az yedikçe asabileştim.

Ali [çok] çalıştıkça  evden [daha çok] ayrı kaldı.

however, this way it changes the meaning a bit into ;

As I ate less I got angerier.

As Ali worked more he spent more time out of home

--------------------------------------------------------------------------------


 



Edited (10/3/2012) by tunci

Moha-ios liked this message
36.       Abla
3647 posts
 03 Oct 2012 Wed 03:18 pm

Quote:tunci

Note that we don´t need the conditional ´sA´ anymore as the action is already resulted.

 

Actually English is quite strange here  -  using the same the more...the more structure for so different meanings.

 

Thanks, tunci, I would have gone all wrong.

37.       stumpy
638 posts
 04 Oct 2012 Thu 01:33 am

Instead of  As I ate less I got angerier.

As I ate less I became angrier.

 

get, got = to receive

become, became = begin to be, grow to be

tunci liked this message
38.       Abla
3647 posts
 04 Oct 2012 Thu 11:56 am

stumpy, thanks.

(38 Messages in 4 pages - View all)
1 2 3 4
Add reply to this discussion




Turkish Dictionary
Turkish Chat
Open mini chat
New in Forums
TLC servers hacked, all user emails & pass...
admin: We removed the user password data from the servers until the issue is ...
E-T: It´s one of the things on my bu...
gokuyum: No. It doesnt make sense. You can say ... yapmak istediğim bi...
T-E
og2009: DÜNYA TOPLUMU VE FELSEFE ... okul ... felsefe ... ....
Holidays in Turkey
: ...
24 HOUR FLASH SALE for learning Turkish e-...
qdemir: ...
Grammar Textbook
qdemir: ...
E-T: I see you have done this before?
harp00n: Bunu ... daha önce de ... Bu konuda iyi olduğun ç...
T-E
og2009: ...
T-E
og2009: ...
coronavirus
og2009: ...
OUR FRIENDS
og2009: ...
Coronavirus
harp00n: ...
Random Pictures of Turkey
Add thumbnails like this to your site
Most commented