|
Here are some lines, which I like so much, from Pushkin and Lermontov; I am writing them by heart.
siz
evet siz!
hiç kavrayabilir misiniz?
niçin
bunca alay ve küfür sağanağı altında
dingin bir tabağa koyup da ruhumu
gelecek yüzyılların şÃ¶lenine sunduğumu
Mayakovsky
Uyanıp aldanıştan kendime geldiğimde
ve gürültüsü kalabalığın ürkütüp öteye
kaçırdığında benim çağrısız konuk hayalimi
Ah' Nasıl da bozmak istiyorum onların şenliğini!
Ve küstahça fırlatmak yüzlerine
Acıya ve öfkeye bulanmış demirden bir şiiri!...
Lermontov
And this is Turkish translation of "Gifts of Terek" from my book:
TEREK'IN ARMAĞANLARI
Terek uluyor, kötücül, yabani,
Akarken kayalıklar arasından;
Ağlıyor, fırtına gibi,
Gözyaşlarıdır serpilip uçuşan.
Fakat ovada hızını alarak
Bürünüyor kurnaz bir görünüme,
Ve selam verip yaltaklanarak
Şırıldıyor Hazer Denizi'nde:
"Ey yaşlı deniz, açıl önümde,
Sığınak ol dalgalarıma!
Gezip dolaştım enginlerde,
Artık dinleneyim bir parça.
Kazbek Dağı'nda doğdum,
Beslendim bulut memeleriyle,
Hiçbir zaman boyun eğmedim
İnsanoğlunun egemenliğine.
Eğlensin diye senin oğulların,
Saldırdım Daryal Geçidi'ne,
Ve onun yalçın kayalarından
Bir sürü koparıp kattım önüme."
Fakat uzanıp yumuşak kıyıya
Hazer uyuyormuşÃ§asına susuyor;
Terek, yeniden, okşayan sesiyle
Yaşlı denizin kulağına şırıldıyor:
"Bir de armağanım var sana!
Sanma ki sıradan birşey getirdim:
Bir savaşÃ§ı bu, döğüş alanından
Yiğit bir Kabardin.
Üstünde değerli bir yelme var,
Ve çelşkten dirseklerinde
Kuran'dan kutsal bir şiir
Yazılı altın harflerle.
Kaşları sertçe çatık
Ucu bıyıklarının
Kızıl kana bulaşık.
Bakışı duru, yumuşak
Ama düşmanlık dolu hala;
Ensesinde bir saç perçemi
Pürçükleniyor, kapkara."
Fakat uzanıp yumuşak kıyıa
Hazer uyukluyor ve susuyor;
Azgın Terek soluk soluğa
İhtiyarla yeniden konuşuyor:
"Dinle amca! Eşssiz bir armağan
Sunacağım hepsinden değerli!
Onu kıskanıp tüm dünyadan
Şimdiye dek gizledimdi.
Cesedini bir Kazak dilberinin
Alacaksın birazdan koynuna
Koyu-solgun omuzları
Parlak-sarı saçlarıyla.
Yüzü dalgın, kederli
Bakışı dingin, uyuyor tatlı tatlı
Küçük bir yaradan, göğsündeki,
sızıyor hızla al bir akıntı.
Kazak köyünde, üstünde nehrin
Bu genç dilberin ölümüne
Yanmayıp da dövünmeyen
Bir tek kişi var sadece.
O, karayağız atını eğerledi
Ve dağdaki çayışmada, gece,
Uzatacak kellesini
Kötü Çeçen'in hançerine."
Nehir sustu birdenbire,
Ve dalgalarında, ine çıka
Çözülmüş saç örgüleriyle
Bir baş belirdi, kar aklığında.
İhtiyar, gücünün görkeminde
Doğrulup kalktı fırtına gibi;
Koyu mavi gözlerini
Bürüyüp tutkunun nemi...
Kabarıp yükseldi sevinç dolu,
Ve koşup gelen dalgalara
Açtı engin kucağını
Bir sevda mırıltısıyla...
Lermontov (1839), translated by Ataol Behramoğlu
|